KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı'nın Bilim Felsefesini Oluşturmaya Katkıda Bulunmayı Hedefleyen Akademik Eğitim Faaliyetleri

Büyük Tasarım ve Her Şeyin Teorisi

Yorum bırakın

Büyük Tasarım ve Her Şeyin Teorisi

Büyük Tasarım ve Her Şeyin Teorisi

M-teorisini, çoklu evrenleri ve yerçekimi kanununu yaratıcı yerine koymaya çalışan Stephen Hawking şöyle diyor: “Tanrı olabilir ama bilim bir yaratıcı olmadan da evrene açıklık getirebilir. Nasıl ki Darwinizm biyolojideki yaratıcı ihtiyacını sona erdirdi, yeni fizik teorileri de evrenin oluşumu konusunda yaratıcının rolünü gereksiz kılmıştır.”

88

Büyük Tasarım kitabında ise “Kütle çekim diye bir kanun olduğu için, evren kendini hiçbir şeyden yaratabilir ve yaratmıştır da. Hiçbir şeyin olmamasındansa bir şeylerin olmasının, evrenin ve bizim varolmamızın nedeni bu kendiliğinden oluştur.” diyor ve ekliyor “Kıvılcımın çakılması ve evrenin işlemeye hazır olması için Tanrı’ya başvurmaya gerek yok.”

Yerçekiminin kökeninin ne olduğu sorulduğunda “M teorisi” diye cevap verecek kadar kategori hatası yapabilen ve kanunların ve teoremleri yaratma gücünün olmadığını ve kâinattan önce M teorisinin henüz piyasaya çıkmamış olduğunu unutmuş görünen bu düşüncede, henüz yok olan bir şeyin, yok olmaya devam ettiği bir anda, birdenbire bilinmez bir sebeple kendi kendini var ettiğine ve tüm görünen eşyayı oluşturduğuna inanmamız isteniyor.

Acaba gerçekten böyle mi?

Bir sanat gerçekten de sanatkârından bağımsız açıklanabilir mi? Bir uçağın onu tasarlayan mühendisi ve üreten fabrikası hesaba katılmadan sadece termodinamik kanunlarıyla yapılacak açıklaması, ne türden bir açıklama olacaktır ve ne anlam ifade edecektir? Bu sorunun cevabını “Tabiat Risalesi Açılımları” kitabımızın pek çok yerinde verdiğimizi göreceksiniz.

Hatta temel kavramların incelendiği kitabımızın birinci bölümdeki tespitlerimiz de bu soruya başlıbaşına çok kuvvetli ve parlak bir cevaptır. Bununla beraber şimdi bir bilim adamının harika tespitlerini keyifle ve hayranlıkla paylaşmak istiyoruz.

Oxford Üniversitesi’nde matematik profesörü ve “aramızda kalsın tanrı var” isimli kitabın yazarı ve aynı üniversitede bilim felsefesi dersi de veren Dr. John Lennox, Stephen Hawking’in “Büyük tasarım” kitabını ve “Her Şeyin Teorisi”ni çok çarpıcı bir şekilde değerlendiriyor:

91

“Stephen Hawking, televizyonda yapılan bir röportajda kendisine sorulan bir soruya çok ilginç bir cevap vererek, yerçekiminin kökünün M teorisi olduğunu söylemektedir. Bilim adamları matematiksel kanunlar içeren teorileri doğal olayları açıklamak için oluştururlar. Ancak teoriler ve kanunların kendileri bu doğal olayları yaratamazlar. Teoriler ve kanunlar belirli şartlar altında gerçekleşen şeylerin matematiksel açıklamalarıdırlar. Bir tabiat kanunu, tanımlayıcı ve öngörücüdür. (Yani tabiat kanunları: “şu şöyle olur ve bundan sonra da böyle olacaktır.” der sadece. Somutlaştıracak olursak, kanunların tanımlayıcı olması demek, nesnenin yerçekiminden dolayı düştüğünü söylemektir. Nesneyi elimizden bırakırsak düşeceğini söylemek ise, kanunların öngörücü olmasıdır. Fakat bu yaratıcı olmayı gerektirmiyor, olayı tarif ediyor sadece.) Ancak yaratıcı değildir ve olamaz.

Şimdi bakınız Dr.Lennox’un yardımıyla çok basitleştiriyoruz olayı, beş yaşındaki çocuk da anlayacak artık. Yani Stephen Hawking’in, Richard Dawkins’in anlamadığını beş yaşındaki çocuğa anlatacağız şu satırlarda. İnşallah onlar da anlarlar. Allah hidayet nasip etsin. Çok samimi istiyoruz bunu. Çünkü aynı arayışı paylaşıyoruz. Bu insanlara, dünyanın bu dev zekâlarına yazık oluyor diye düşünüyoruz. Üzülüyoruz, cidden üzülüyoruz, kızamıyoruz artık.

89

“Newton’un yerçekimi kanunu, yerçekimini veya yerçekiminden etkilenen maddeyi yaratamaz. Hatta Newton’un kendisinin de farkına vardığı gibi, bu kanun yerçekimini açıklamaz bile. (Sadece işleyişini tarif eder.) Bilimsel kanunlar ne bir şey yaratabilirler ne de bir şeyin gerçekleşmesine sebep olabilirler. Newton’un hareket kanunu hiç bir zaman bir bilardo topunu, bilardo masasının üzerinde hareket ettirmemiştir. Bilardo topu, ancak bir bilardo sopasının insan kasları tarafından kullanılmasıyla hareket ettirilebilir. Kanunlar, bizim topun hareketini incelememizi ve araya başka olaylar girene kadar izleyeceği yolu görmemizi sağlarlar. Ancak bu kanunlar yaratmak şöyle dursun, topu hareket bile ettiremezler.” diyor Dr. John Lennox.

Bununla birlikte yine çok ilginçtir ki, materyalist yaklaşıma taraftar bir fizikçi olan Paul Davies şöyle diyebilmiştir: “Kâinatın ve yaşamın kökenini açıklamak için doğaüstü bir varlığa ihtiyaç yoktur. Bunlara ilahi bir varlığın müdahale ettiği fikri hiç bir zaman hoşuma gitmemiştir. Bana göre bir takım matematiksel kanunların tüm bunları var edebilecek kadar zeki olduğuna inanmak çok daha ilham vericidir.”

92

Dr. John Lennox çarpıcı tespitlerine devam ediyor: “Yaşadığımız dünyada basit bir aritmetik kuralı olan 1+1=2, hiç bir zaman hiçbir şeyi var etmemiştir. Bu kural, şimdiye kadar ne benim ne de başkasının banka hesabına para koymamıştır. Banka hesabıma bugün 1000 dolar ve yarın da 1000 dolar koysam, aritmetik kuralı bana 2000 dolarım olduğunu söyler. Ama ben kendim banka hesabıma hiç para koymasam ve bunu yapmasını aritmetik kurallarından beklesem, sonsuza kadar iflas etmiş olarak kalırım. Kanunların bir şey meydana getirebileceğini düşünmek, toplama işlemi yaparak para kazanabileceğinizi düşünmekten farksızdır. Eğer elinizde A varsa B’yi bulursunuz, ancak önce A’yı elde etmeniz gerekir. Bunu kanunlar sizin için yapacak değildir. Matematik kanunlarının kendi başlarına kâinatı ve yaşamı yarattığı bir katı tabiatçı dünya, tamamen bilim kurgudan ibarettir.”

93

Dr. John Lennox, “Büyük Tasarım” kitabındaki yeni ateizm iddialarına cevap vermeye devam ediyor ve diyor: “Hawking apaçık bir şekilde ‘neden hiçbir şey değil de bir şey var’ temel sorusunu cevaplamakta başarısız olmuştur. Kuasarları keşfeden, modern astronominin babası olarak anılan ve astronomide Nobel ödülüne eşdeğer olan Crafoord Ödülü’nü kazanan Allan Sandage bu soruyu hiç şüphesi olmadan şu şekilde cevaplıyor: ‘Böylesine bir düzenin kaostan meydana gelmesi olanaksızdır. Bunu düzenleyen bir unsur var olmalıdır. Yaratıcı benim için bir gizemdir, ancak var oluş mucizesinin, neden hiçbir şey değil de bir şeyin var olduğunun açıklaması O’dur.’ Hawking, Büyük bir tasarımcının varlığının, “eski bir fikir” olduğunu ve modern bilimin cevabı olmadığını söylüyor. Bununla ne demek istiyor? Modern bilim, modern bilim adamları tarafından üzerinde çalışılan bir takım bilim dallarıdır. Hawking, fizik dalında Nobel ödülü alan ve hâlâ Kuzey Amerika’da öğretmekte olan ve büyük tasarımcıya inanan Bill Philips’i unuttu mu? Stephen Hawking, insan genomu projesinin eski yöneticisi olan ve yaratıcıya inanan Francis Collins’i unuttu mu?”

“Size bunun gibi daha birçok bilim adamı sayabilirim. Benim üniversitem olan Oxford’da yaratıcıya inanan çok seçkin bilim adamları var ve onlar da tıpkı Newton, Kepler, Galileo ve diğerleri gibi bilim yapabiliyor olmamızın tek sebebinin, bilimin üstün bir aklın işini yansıtıyor olması olduğuna inanıyorlar. Tabii bu çok ‘eski bir fikir’dir, ancak aynı zamanda çok güçlü bir fikirdir. Hawking, bunun modern bilimin fikri olmadığını söylemek için tüm delilleri atlıyor. O’na göre bunun cevabı çoklu evrendir ve bununla tekrar kategori hatası yapıyor. Sizi yaratıcı ve çoklu evren arasında seçim yapmak durumunda bırakıyor. Oysa yaratıcı dilediği sayıda evren yaratabilir, öyle değil mi? Çoklu evren nasıl kendi başına yaratıcının varlığına karşı bir argüman olabilir? Birçok filozofun da hemen farkına varıp belirttiği gibi, Hawking bu soruyu kesinlikle ele almamıştır. Böylece sizi birbirine karşıt iki fikir varmış gibi gösterip kolayca hataya düşürüyor. Bu şekilde sizi içgüdüsel olarak, bir bilim adamı yaratıcıya inanırsa çoklu evrene inanamaz diye düşündürüyor. Bu çok zeki bir kaçınma şeklidir ama işe yaramayacaktır.”

“Ayrıca Hawking’in modern bilimin sesi olduğuna inanmayan birçok güçlü isimler vardır. Örneğin, Stephen Hawking ile önceden birlikte çalışan Sir Roger Penrose’un bu kitaba yanıtı çok etkileyicidir. Kitapta bahsedilen çoklu evren ve M teorisi kavramlarının test edilebilir olmaktan çok uzak olduğunu söyler. Hawking’in kitabının yanıltıcı olduğunu ve bu teorinin size her şeyi açıklayacakmış izlenimi verip, hiç de bu türden bir şey olmadığını, hatta bir teori bile olmadığını söyler. Penrose, M teorisinin bilim ile hemen hemen hiç alâkası olmadığını söyler. Şunu da belirtelim ki, bunları söyleyen Penrose, teist yani yaratıcıya inanan biri değildir. Burada ilginç olan şudur ki: Çoklu evrenin varlığı yaratıcının varlığına karşı bir argüman değildir. Bu teori doğru ve hesaplanabilir olsaydı bile, bu yaratıcının olmadığını göstermeyecekti.”

“Bir gazete makalesindeki esprili ve anlamlı eleştiriyi paylaşmak istiyorum:”

‘Modern kozmolojik fiziğin tarihinin bu kısa özetinde (Hawking’in kitabı) kuantum ve relativistik fizik kanunları, aynı ilahî kitaplardaki mucizeler gibi çoğunluk tarafından kabul edilen ve hayranlık duyulacak şeyler olarak geçiyor. M teorisi ‘farklı bir şeyden’, hem her yerde olan, hem görünmeyen bir ana kuvvetten, vücuda getirenden, yaratıcı bir kuvvetten bahsediyor. Bu kuvvet cihazlar ile algılanamıyor ve anlaşılabilir matematiksel tahminlerle incelenemiyor, ancak tüm olasılıkları içeriyor. Her yerde bulunma, her şeyi yapabilme özelliği var ve aynı zamanda da çok gizemli. Bu size birini (yaratıcıyı) hatırlattı mı?

“Hawking’in argümanlarının temelinde yatan mantık, bilim ve dinin birbiriyle çeliştiğidir. Ancak buna katılmıyorum. Çok seçkin bir bilim tarihçisi olan C.S.Lewis bu konuda çok doğru bir tespitte bulunup şöyle der:

‘İnsanoğlu neden bilimle uğraşmaya başladı? Çünkü doğanın kanunları olmasını bekliyorlardı ve doğadaki kanunların var olduğunu düşünmelerinin sebebi ise, bir kanun yapıcının varlığına inanmalarıydı.’

“Başka bir deyişle, yaratıcı, bilimin önündeki engel değil, bilimin var oluşunun sebebidir. Bilim mantıklı bir eylem olarak tanımlanır ve bu, Hawking’in düşünce tarzındaki bir başka ciddi hatayı daha açıkça gösterir. Aynı Fransis Crick gibi o da, insanların sadece doğanın temel parçacıklarının bir araya toplanmasından oluşmuş şeyler olduğuna inanmamızı istiyor.

94

Konuyla İlgili Bir Ara Not: 1955 yılında James Watson ve Francis Crick adlı iki bilim adamının çalışmaları, DNA’nın inanılmaz derecedeki kompleks yapısını ve tasarımını gün ışığına çıkardı. Vücuttaki 100 trilyon hücrenin her birinin çekirdeğinde bulunan DNA adlı molekül, insan vücudunun eksiksiz bir yapı planını içerir. Uzun yıllar moleküler evrim teorisini savunan Francis Crick bile DNA’yı keşfettikten sonra, böylesine kompleks bir molekülün tesadüfen, kendi kendine, bir evrim süreci sonucunda oluşamayacağını şöyle itiraf etmiştir: “Bugünkü mevcut bilgilerin ışığında dürüst bir adam ancak şunu söyleyebilir: Bir anlamda hayat mucizevi bir şekilde ortaya çıkmıştır.”

Dr.John Lennox Devam ediyor: “Bu, indirgemeciliktir. Biyolojiyi, fizik ve kimyaya indirger ve şöyle der: ‘Eğer davranışlarımız bilim kanunları tarafından belirleniyorsa, o zaman özgür iradenin nasıl kullanıldığını anlamak zordur. O halde görünüyor ki, biz biyolojik makinelerden başka bir şey değiliz ve özgür irade ise sadece bir hayaldir.’ Hâlbuki böyle bir şey gerçek olsaydı, konuştuklarımız ve yazdıklarımız bir robotun otomatik eylemlerinden ibaret olmaz mıydı? O halde deterministik[2] teorilerin taraftarı olan herkesin, kendi alanında insanlığa yaptığı katkıları reddetmesi gerekir. Hawking de buna dâhildir.”

“Hawking’in Büyük Tasarım isimli kitabına koyduğu ateizm türüne itirazımın sebebi kesinlikle Hıristiyan olmamdan kaynaklanmamaktadır. Bilime olan inancımdan kaynaklanmaktadır. Ve bana öyle geliyor ki onların indirgeyici argümanları, tüm bilim adamlarının bilim yapabilmek için temel gereklilik olduğuna inandıkları ‘mantığın inanılırlığı ilkesi’ni baltalamaktadır.”

“Ve eğer önümde kâinatın iki tane açıklaması varsa ve bunlardan biri de aklımın beynim olduğunu ve beynimin de akılsız ve yöneticisiz bir sürecin ürünü olduğunu söylüyorsa, bir araştırma ve bilgi aracı olan beynin, akılsız ve yöneticisiz bir süreç ile meydana geldiğine inanmam apaçık mantıksızlıktır. Yeni ateizm akımının indirgeyici ateizmi, bilim yaptığımız mantığın kendisini baltalamaktadır. Yani, onların söyledikleri, onların kendi teorilerine göre anlamsızdır. Bilim yapabiliyor olmamızın ve benim küçük aklımın bu büyük kâinatı biraz anlayabiliyor olmasının sebebinin Büyük Tasarım, yani yaratıcı olması benim için çok daha mantıklıdır.” diyerek konuşmasını bitiriyor Dr. John Lennox.

Ateizme taraftar Richard Dawkins’in, tabiatta görünen sabit kanunlar ve hassas yapının bir gün gelip “her şeyin teorisi” ile açıklanacağı ve bu “büyük keşif”ten sonra, kâinatta işleyen “hassas ayar” diye bir şeyin olmadığının açığa çıkacağına dair fikirlerle ilgili olarak ve çoklu evrenler teorisinin gerçekçiliği konusunda Nobel ödüllü fizikçi Steven Weinberg ile yaptığı röportajda Weinberg’in Richard Dawkins’e bu konuda neler söylediğini aktaracağız.

“Tabiatta görünen sabit kanunlar ve hassas yapıyı hafife almamalısın. Ayrıca bir gün gelip de kâinatın “her şeyin teorisi” ile açıklanacağı gibi bir garanti de yok. Bazı tabiat kanunlarını öğreneceğiz ama bulunduğumuz evreni matematiksel olarak ifade edemeyeceğiz. Çünkü biliyoruz ki, matematiksel yasalar ve veriler bildiğimiz evreni tanımlayamaz. Sürekli sorularla karşılaşacağız. Neden bazı yasaların varlığı diğerlerine bağlıdır mesela? Ben bir çıkış yolu bulamıyorum aslında. Tabiatın bu hayata uygun, sabit ve hassas yapısı açıkça doğru görünüyor. Hem çoklu evrenler teorisi varlığına delil olmayan bir iddiadan ibaret. Eğer böyle bir iddiayı bilimselmiş gibi sunarsak spekülasyon[3] yapmış oluruz. Ayrıca çoklu evrenler teorisindeki evrenlerin sayısı insan hayatının oluşabilmesi için, çok sayıda olması gerekir. Minimum 1056 olmak zorundadır. Eğer dalgalanma hakkında bilgiye sahip olduğunu düşünüyorsan minimum 10120 demelisin. Aslında bu biraz kafa karıştırıcı.”

Weinberg’in sözleri çok dikkat çekici. Fakat bu verilerden bir sonuç çıkarabilmek neden kafa karıştırıcı olsun ki? Aslında hiç de öyle değil. Yaratıcı yerine kâinatımızdan başka 10120 tane başka kâinatın var olduğunu kabul etmek ne demektir? Bu sayı şunu ifade ediyor: Kâinattaki toplam sayısını ifade eden 1078 tane atomun her birinin üzerine 1 trilyon yani 1012 tane sıfır koysak, 1078*1012=1090 ediyor. Yani 10120’den yine inanılmaz derecede küçük bir sayı. Yani bunu kabul etmekle, her bir atomun üzerine 1 trilyon sıfır koymaktan çok daha büyük sayıda kâinatın varlığını delilsiz kabul etmeniz gerekiyor!

95

Eğer kendinizi bir yaratıcıyı kabul etmemeye mecbur bilirseniz ve buna şartlanırsanız, böyle çıkmaz sokaklarda tıkanıp kalıyorsunuz. Böyle bir düşünceye sahip bir insana “aferin!” demek istiyoruz. Yaratıcıyı görünce şöyle mi diyecektir? “Ben seni kabul etmedim, bunu kabul ettim!” Bu sözü kabul görecek midir? Allah hidayet versin diyebiliriz sadece, böyle bir ihtimalin gerçekliğini ciddi ciddi düşünen biri için. Böyle bir noktadaki bu yorumumuzda kimse kusura bakmasın.

Hâlbuki tabiatta görünen sabit kanunları ve hassas ayarı açıklamak için sadece iki şık var. Ya Richard Dawkins ve ateistlerin, var olduğu düşüncesinden bile rahatsız oldukları ve hoşlanmadıkları bir yaratıcının varlığı kabul edilecek. Veyahut varlığına dair bir emare ve delil bile olmayan, olsa bile “kafa karıştırıcı” ve 10120 adet çoklu evren olduğu kabul edilecek.

Allah aşkına böyle bir tercihi yapmanın neresi zor? Zorluk sadece gerçek olması istenmeyen ihtimalin, yani bir yaratıcının varlığının gayet akılcı olmasında mı? Bilimsel düşünceye daha uygun olmasında ve daha elverişli görünmesinde mi? Zaruret derecesinde bir gerekliliğe sahip olmasında mı? Arzu edilen ihtimalin ise, yani tesadüfe bağlı oluşumun ise imkânsızlık derecesinde düşük olması ve söz konusu düşünceye hararetle taraftar olanların bile, böyle bir rastgelelik ihtimalinin gerçekleşmiş olabileceğini kabul etmek konusunda, kendi akıllarının bile rahatça onay verememesinde midir zorluk acaba?

Netice olarak, böylesine ümitsiz çarelere güya bilim adına başvuran ateist düşünce taraftarı bilim adamlarının bu hurafeye inanmaktaki ısrarlarının, bir tek yaratıcının varlığı düşüncesini güçlendirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz bu noktada.

[1] 

[2] Determinizm: Evrenin veya evrendeki olayların ya da bir bilimsel disiplinin alanına giren tüm nesne ve olayların önceden belirlenmiş olduğu, onla­rın öyle olmalarını zorunlu kılan birtakım yasa veya güçlerin etkisiyle meydana geldikleri­ni ileri süren öğretiye verilen addır.

[3] Spekülasyon: Bir hususta sırf düşünce yolu ile delile dayanmadan bir sonuca ulaşma. Kurguda bulunma.

“Büyük Tasarım ve Her Şeyin Teorisi” Seminer Videosunu Buraya Tıklayarak veya Aşağıdan izleyebilirsiniz.

Reklamlar

Yazar: Ediz Sözüer

Ediz SÖZÜER 1974, Ankara doğumludur. Gelir İdaresi’nde Gelir Uzmanı olarak görev yapmaktadır. “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur İzah Metinleri”, yazarın internet ortamında ücretsiz olarak yayınlanmış ve tüm çalışmalarının üzerine bina edildiği temel ve kaynak kitap çalışmasıdır. Deneme mahiyetinde kaleme aldığı Risale-i Nur izah metinleri ve Risalehaber sitesinde makale yazmakla başlayan yolculuğu, Risale Akademi’de sunulmaya başlanan görsel destekli ve akademik temelli “Tabiat Risalesi Açılımları Seminerleri”yle devam etti. Manevî bir ilim hazinesi olan Risale-i Nur eserleri içindeki Kur’ânî hakikatlerin insanlığa mal edilmesinde ve toplum olarak muhtaç olduğumuz zihinsel dönüşümün gerçekleşmesinde önemli bir katkıda bulunma kabiliyetinin bulunduğuna inandığı kitap çalışmasını, hep bir proje kıymetinde gördü. Tamamlanan kitap çalışmasını daha geniş kitlelere ulaştırmak için, bu çalışmanın üzerine bina edilerek hazırlanmış ve “görsel bir kitap” mahiyetindeki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nı iki haftada bir sürekli bir program olarak vermeye başladı. Ayrıca zaman zaman akademik eğitim faaliyetlerinde de “Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı” ve “Risale-i Nur İzah Çalışmaları” hakkında sunumlar gerçekleştirdi. Bu çalışmalardan haberi olanlardan ciddiyetle istediği ve Risale-i Nur’a gönül vermiş insanlara samimiyetle ifade ettiği şudur: “Kıymetsiz ve önemsiz şahsıma değil, bu çalışmalar vesilesiyle Allah’ın bir nimeti olarak harika bir şekilde ortaya çıkan hakikatlere önem veriniz ve onlara sahip çıkınız. Sizden tek istediğim budur.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s