KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı'nın Bilim Felsefesini Oluşturmaya Katkıda Bulunmayı Hedefleyen Akademik Eğitim Faaliyetleri

Allah’a Doğru Taraftan Bakmak

Yorum bırakın

Allah'a Doğru Taraftan Bakmak -Tabiat Risalesi Açılımları 12

Allah’a Doğru Taraftan Bakmak

(Click Here for English Versiyon)

Bu Yazı, “Tabiat Risalesi Açılımları: İlahî Teknolojinin Detaylarında Hayalî ve Zihinsel Bir Keşif Yolculuğu” isimli ve Allah’a iman hakikatinin, mantık ve bilim zemininde akademik olarak ispatının yapıldığı kitabımızın bir parçasıdır.  Kitaba Ulaşmak İçin Lütfen Buraya Tıklayın.

İnsan gerçekten de bazen samimi olarak doğruyu aramak tavrından o kadar uzaklaşıyor ki, insanı insaniyetten pişman ediyor. Bir yaratıcının kudret ve rahmetine olan ihtiyacını hissederek O’nu tanımaya çalışmakla meşgul olmak varken, kendi gibi aciz ve zayıf bir varlığın ibadetine Allah’ın ihtiyacının olup olmadığını sorgulayabiliyor.

Hâlbuki modern psikolojide ve popüler kişisel gelişim kitaplarında sıklıkla karşımıza şöyle bir kavram çıkıyor.

260“Bağlılık mı, bağımlılık mı; istek mi ihtiyaç mı” başlıklı birçok makale ve kitap, kendisiyle barışık olan ve aşağılık kompleksi bulunmayan sağlıklı bir insanın sevgi ilişkisinin, “ihtiyaç duyan ve bağımlı olan” tarzda şekillenmeyeceğini ifade ediyor. Bu güzel ve anlamlı duyguları hayatına kabul etmeyi “isteyen ve tercih eden” olgun bir insanın, bağımlılık saplantısı içinde değil, bilinçli ve sağlıklı olan bağlılık duygusu içinde davrandığını ve gerçek sevgi ilişkilerinin böyle geliştiğini belirtiyorlar.

Biz buradan şunu çıkarıyoruz: Madem kusurlu ve eksik yönleri çok olan insanın bile sağlıklı ilişkileri, “ihtiyaç duymak ve bağımlı olmak”tan uzak kalabiliyor. O halde tüm kâinatı içindekilerle beraber yaratacak mükemmellikteki Allah’ın, insanla geliştireceği ilişkisinde, “ihtiyaç hissetmek” gibi zayıflıkların olamayacağı ve bizimle olan ilişkisinin, ancak “isteyen ve irade eden” tarzda olabileceği ve öyle olduğu bizce kesinlik derecesinde açıktır.

Ayrıca bizi yaratması ve kendine muhatap etmesinin de, ilahî sıfatlarının sahip olduğu yüksek özelliklerin bir gereği olarak ortaya çıktığını düşünüyoruz. Aslında insanın önemli bir yanlışı, Allah’ın yaratımını ve faaliyetlerini anlamaya çalışırken, kendi tarafından bakmasıdır. Doğru olan ise, bütün zaman ve mekânları, bir tek zaman ve mekânmış gibi görebilen, bilebilen, onlara hükmedebilen ve idare eden ve bu fâni dünyanın varoluş hikmetini ve yüksek neticelerini gerçek anlamda ortaya çıkaracak ebedî âlemleri yaratan Allah’ın tarafından O’nun icraatına bakmaktır. Bu çok ince bir noktadır, birçok meseleyle irtibatlıdır ve çok sayıda hadiseye bakış açınızı sağlıklı bir şekilde değiştirecek bir bilgidir.

Şunu demek istiyoruz: Allah’ın yaptığı bir işi anlamaya kalkışan birinin, bu kâinatın Allah’ın var kabul edildiği durumda ne şekil alacağını hesaba katarak, o kâinata bakması gerekir. O’nun varlığının gerektirdiği zaruri neticelerin ışığıyla olaylara bakılmadığı zaman, hatalı sonuçlar çıkar.

261Örneğin denir ki: “Bu kadar zulümlere ve acılı ölümlere Allah nasıl müsaade ediyor? Zalim ceza almıyor, mazlum mükâfat görmüyor?”

Biz de deriz: O sizin tasvir ettiğiniz, Allah’ın mevcudiyeti hesaba katılmadığında kâinatın karanlık şekilde görünmesinden ibarettir. Hâlbuki Allah’ın varlığının zarurî gereği olan ebedî hayat diyarının yaratılmasıyla, filmin göz önünde bulundurmadığınız ikinci yarısı gösterime girecek. O zaman kötü ve çirkin olarak gördüğünüz her hadise, hakikatte güzel olan asıl anlam ve şekillerini gösterecek. Zalimin zulmü cezasız kalmayacak, mazlumun mağduriyeti boşuna yaşanmış olmayacak.

262Her hakikat ve bu dünyada yaşanan her bir hâdise, gerçek manalarını ve tam hikmetli hakikî şekillerini kazanacak.

Saded harici ama irtibatlı olduğu için bahsettiğimiz bu noktayı kavradığımızda: “İlahî adalet nerede? Hani her şey güzel yaratılmıştı?” gibi soruların, böyle bir bakış açısından çok anlamsız ve sığ kalacağını görebileceğiz. Çünkü henüz tamamını izlemediğiniz bir filmden sonuç çıkarmak veya yapımı bitmemiş bir binanın oturumunu beğenmeyerek binanın kalitesizliğinden bahsetmek, en hafif tabiriyle dar görüşlülüktür ve bütünsel yaklaşımdan uzak bir tavırdır. Zaman ve mekâna bağlı olmadan iş gören Allah’ın katında ise, her şeyin planı ve programı zaten çoktan takdir edilmiş ve her hâdise yaşanmış, bitmiş hükmündedir denilebilir. O nedenle ilahî senarist ve mimarın eserlerinin, kendi kısıtlı bakışımızla henüz tamamlanmamış görünen şekillerine bakarak, eserlerin gerçek güzelliği hakkında haksız hükümler vermeye cüret etmemeliyiz.

263Denilebilir ki: “Peki bazen parçada görünemeyen mutlak güzelliğin ve adaletin, bütünde var olduğunu nereden bilebiliriz?”

Cevap olarak şöyle diyebiliriz: Parçada görünen ve ortaya çıkan güzellik ve adaletin mükemmelliğinin çoklukla hükmetmesi ve genele yaygın bir şekilde işlediğinin görülüyor olması, bütünde de aynı şekilde hükmettiğine delil olur, başka türlüsü tasavvur edilemez. İnsan ya dar görüşlülüğü sebebiyle veya bencilliği noktasında baktığından, kendi baktığı taraftan kusur ve çirkinlik olarak görünebilecek şeyler aslında gerçeğin bütününü yansıtmaz. Örneğin ateşin yaratılmasının güzel olduğu, ancak büyük resme bakıldığında tam manasıyla ve hakikatiyle görünecektir. Fakat elini yakan ateşi, o an canının yandığı noktasından bencilce değerlendiren bir insana göre ateş, hiç de sempatik görünmeyecektir.

Adaleti değerlendirirken de, kısıtlı bir bakış açısıyla bakan ve sanki yaşanacak hayat, sadece bu dünya hayatıymış gibi gören dar görüşlü insan, çekilen acıların ne kadar yüksek hikmetlere ve ne derece kârlı mükâfatlara sebep olduğunu hesaba katmadığından hataya düşer.

264

Hâlbuki bir an düşünebilse ve şu soruyu kendi kendine sorabilse ki: Her canlının ihtiyacı olan besini vakti vaktine ve en hayret verici tarzda vermek ve vücuduna lâzım olan her organı yerli yerinde ve en mükemmel şekilde takmak, başlı başına bir adalet manasını ifade etmez mi?

265

Adalet sadece haksızların zulümlerini cezalandırmak mıdır? Yoksa çok daha geniş bir manası, hak sahiplerine hakkını vermek midir? Özellikle hayat sahiplerinin hayat haklarını ve ihtiyaçlarını vakti vaktine ve en uygun şekilde temin etmek ve umulmadık yerden en mükemmel şekilde vermek, acaba bu dünyada en yüksek hakikat olan hayatın yüksek hukukuna muazzam bir riayeti ifade etmez mi? Hikmetli ve ibretli istisnalar haricinde güneş gibi göz kamaştıran bu adaletin sabit ve inkâr edilmez gerçeği, acaba göz önünde yaşanan ve bizim kısıtlı bakış açımızdan dolayı zulüm gibi görünen ve adaletin mevcut varlığına zıt görünen olaylara nasıl izin verir?

Önümüzde iki şık vardır: Ya gözümüz önünde görünen bu yüksek adalet hakikati inkâr edilecek veyahut böyle yüksek bir adalet hakikatının kendi gerçeğine tam zıt işler yapmasının mümkün olmadığı ve bunun mutlaka bir izahı olduğu noktasında bir arayışa gidilecek. İşte bu ikinci yolda, hâdiseleri ebedî hayatı da içine alacak kâinat çapında geniş ve bütünsel bir bakış açısıyla değerlendirmek ve o gözle bakmak penceresi açılır ki, bu geniş pencereden bakıldığında yaratımı güzel olmayan bir eşya veya adaletli olmayan bir fiil düşünülemez.

Bu derin ve ince konu, kâinatın gizemli sırlarından birine temas eder ve ancak Allah’ın varlığının detaylarıyla ve şüphesiz olarak bilinmesinin ışığıyla aydınlanır. Sürekli hayata getirilen ve o hayattan acımasızca sökülüp ölüme atılan canlıların acınacak halleri ve dehşetli ayrılıklarının gerçek manalarının ve asıl mahiyetlerinin neler olduğunun detayları, kanaatimizce çok büyük bir ilmî keşif sayılmaya lâyık olan ve Risale-i Nur’un Mektubât kitabının 24.Mektubu olan eserde çok parlak bir şekilde ortaya koyulmuştur.

266

Şimdi kaldığımız yerden sademize geri dönüyoruz. İbadete ve Allah’a bizim ihtiyacımız var. Allah ise mukaddes kitabında ifade ettiği gibi, “Bütün âlemlerden müstağnidir”[1], yani hiçbir şeye ve hiçbir kimseye ihtiyacı olmayandır. Gerçekten de, bizim ihtiyacımız olan ve onu terk etmekle yine sadece kendimize zarar vereceğimiz ve yaratılış maksadımız olan ibadetin kıymetini ve Allah’ın çok şefkatli ve ciddî uyarısını takdir etmemiz ve ona göre hareket etmemiz gerekmez mi? Öyle sanıyoruz ki, hasta önce hastalığını hissetmeli, bilmeli ve kabul etmeli. Ondan sonra manevî yaralarına ilaçlar hükmündeki ibadetin emredilmesindeki ısrarı anlayabilir.

“Allah’a Doğru Taraftan Bakmak” Seminer Videosunu Buraya Tıklayarak veya Aşağıdan izleyebilirsiniz.

[1] Ankebut Suresi 6.ayetten alıntı.

Reklamlar

Yazar: Ediz Sözüer

Ediz SÖZÜER 1974, Ankara doğumludur. Gelir İdaresi’nde Gelir Uzmanı olarak görev yapmaktadır. “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur Eğitim Programı”, yazarın ilk etapta internet ortamında ücretsiz olarak yayınlanarak daha sonra basılmış ve tüm çalışmalarının üzerine bina edildiği temel ve kaynak kitap çalışmasıdır. Deneme mahiyetinde kaleme aldığı Risale-i Nur izah metinleri ve Risalehaber sitesinde makale yazmakla başlayan yolculuğu, Risale Akademi’de sunulmaya başlanan görsel destekli ve akademik temelli “Tabiat Risalesi Açılımları Seminerleri”yle devam etti. Manevî bir ilim hazinesi olan Risale-i Nur eserleri içindeki Kur’ânî hakikatlerin insanlığa mal edilmesinde ve toplum olarak muhtaç olduğumuz zihinsel dönüşümün gerçekleşmesinde önemli bir katkıda bulunma kabiliyetinin bulunduğuna inandığı kitap çalışmasını, hep bir proje kıymetinde gördü. Tamamlanan kitap çalışmasını daha geniş kitlelere ulaştırmak için, bu çalışmanın üzerine bina edilerek hazırlanmış ve “görsel bir kitap” mahiyetindeki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nı iki haftada bir sürekli bir program olarak vermeye başladı. Ayrıca zaman zaman akademik eğitim faaliyetlerinde de “Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı” ve “Risale-i Nur İzah Çalışmaları” hakkında sunumlar gerçekleştirdi. 2018 yılında ise Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı'nın temel/kaynak kitap çalışması, din araştırma dalında "Altın Kalem Yazarlık Ödülü"ne layık görüldü. Kitap çalışması ve eğitim programının yazılı ve görsel tüm içerikleri, notere onaylatılmış muvafakatname ile her türlü serbest kullanım, basım ve yayım hakkı tanınmasıyla; başta Risale-i Nur’a, Kur’ân’a ve İslam’a gönül vermiş herkese ve tüm insanlığa mal edilmiştir. (Muvafakatnameye ana sayfadaki "Telif Hakkı Bildirisi" isimli menüden ulaşabilirsiniz) Bu çalışmalardan haberi olanlardan ciddiyetle istediği ve Risale-i Nur’a gönül vermiş insanlara samimiyetle ifade ettiği şudur: “Kıymetsiz ve önemsiz şahsıma değil, bu çalışmalar vesilesiyle Allah’ın bir nimeti olarak harika bir şekilde ortaya çıkan hakikatlere önem veriniz ve onlara sahip çıkınız. Sizden tek istediğim budur.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.