KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı'nın Bilim Felsefesini Oluşturmaya Katkıda Bulunmayı Hedefleyen Akademik Eğitim Faaliyetleri

“Meşrutiyet-i Meşrua’nın Günümüzdeki Karşılığı Cumhuriyet” Değil, “Meşru (Şeriat Dairesindeki) Demokratik Cumhuriyet”tir.

Yorum bırakın

“Meşru Demokrasi” Ruhu Şeriattandır; Hayatı da Ondandır!

Meşrutiyet-i meşrua: Bediüzzaman Said Nursi, 1900’lerin başında meşrutiyete ve hürriyete şeriat namına sahip çıkmıştır. Ancak özellikle hürriyetin yanlış yorumlanmaması gerektiğine vurgu yaparak, gerçek hürriyetin şeriat dairesindeki hürriyet olduğunu ifade ederek, meşru (yani şeriat dairesindeki) bir meşrutiyeti kabul ve dava ettiğini beyan etmiştir.
 
Demokrasi ve cumhuriyet arasındaki ilişkinin açıklıkla ortaya koyulması gerekiyor. Çünkü ne enteresandır ki, demokrasiyi kabul etmediği halde cumhuriyeti kabul ettiğini ve günümüzde meşrutiyetin karşılığının cumhuriyet olduğunu ifade edenler var. Ve ne yazık ki bu çarpık ve vahim derecede hatalı fikirlerini yine Üstad Bediüzzaman’la ilişkilendirerek yapıyorlar.

Öncelikle ifade etmek gerektir ki, Cumhuriyet, devleti temsil eden birinci adam durumundaki kişinin seçimle iş başına gelmiş olmasıdır. Unutulmamalıdır ki, bir halk, devletinin birinci adamını çoktan seçmeli bir usulle ve “gerçekten” seçebiliyorsa o millet, o demokratik usulle aynı zamanda kanun yapacak ve devleti sınırlayacak bir meclisi de seçebiliyor demektir. (Bu anlamda “rakipli seçim”le seçilen ilk gerçek cumhurbaşkanımız Celal Bayar’dır!).
 
Bu sebeple gerçek bir cumhuriyet ancak ve sadece demokratik cumhuriyettir. Demokratik olmayan yani cumhuriyetin manasını değil sadece ismini ve resmini taşıyan cumhuriyetler gerçekte cumhuriyet değil istibdat (baskı) rejimleridir. (Bu anlamda ülkemizde cumhuriyet 1950’de kurulmuştur!).
 
Cumhuriyet rejiminin bir rejim olarak zıddı saltanattır. Bu sebeple “ben bir cumhuriyetçiyim” diyen bir kişi aynı zamanda hiçbir türüyle saltanatçı da olamaz, ne mutlak ve ne de meşrutî monarşi ile yetinemez.
 
Demokrasi ise birçok tarifi olmakla birlikte, asıl ve vazgeçilmez özelliği, hür siyaset, özgür basın ve serbest seçimler yoluyla çoğunluğun iradesinin kanun biçiminde tecelli etmesi ve idarenin de bu kanunlara uygun davranmasıdır.
 
Meşrutiyet ise yöneticinin yönetim yetkisinin “meşrut” yani şart ve kayıt altında olduğu rejimdir. Bu kayıtları çıkaracağı kanunla parlamento koyar. Meşrutiyette devletin tepesindeki birinci adam durumundaki yönetici halk tarafından seçimle gelmiş ise demokratik cumhuriyet vardır. Kanunlara uyarak devleti yöneten ve temsil eden birinci adamın bir hanedanın üyeleri arasından yani bir saltanat içinden geldiği hallerde ise demokratik saltanat/krallık ya da meşrutî monarşi vardır.
 
Meşruiyet, yönetimin meşru’ yani şer’î olması demektir. Yönetim meşruiyetini yönettiği devletin gerçek sahibi olan milletin ona verdiği yetkiden alır. Meşruiyetin zıddı, yönetimin hak edilmeden gasp edilmiş gayrimeşru bir yönetim olmasıdır. Meşrutiyet-i meşrua ise, şeriata yani hukuka uygun şer’î meşrutiyet demektir.
 
Dolayısıyla tüm bu bilgiler ışığında Meşrutiyet-i meşrua’nın günümüzdeki karşılığı cumhuriyettir denilemez. Fakat rahatlıkla “dine uygun hale getirilmiş demokrasi” denebilir.
 
Dolayısıyla, bir ülkede taht ve kral yoksa ve birinci adam olarak seçimle gelmiş cumhurbaşkanı, idareyi sınırlayan demokratik bir anayasa ve anayasayı işleten bir meclis varsa, o ülkede demokratik bir cumhuriyet var demektir.
 
Eğer bir ülkede taht ve kral yoksa ama yöneticiler gerçek bir seçimle iş başına gelmemişlerse ve bir anayasa olmasına rağmen demokratik değilse ve bir meclis varsa ama demokratik güce sahip değilse, o ülkede manasız, isim ve resimden ibaret bir cumhuriyet var demektir.
 
Bu incelememizden açıkça ortaya çıkmıştır ki, “meşrutiyet-i meşrua”nın günümüzdeki karşılığı “cumhuriyet” değil, “meşru (şeriat dairesindeki) demokratik cumhuriyet”tir.
 
(Demokrasi ve cumhuriyet arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bu metnin hazırlanmasında, Ahmet Battal Bey’in “Cumhuriyet ne? Demokrasi nerede? Ve diğerleri…” isimli yazısından yararlanılmıştır.)
 
“Meşru Demokrasi” konusunun tüm yönleriyle detaylı olarak incelendiği kaynak yazımıza aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz:
 

Reklamlar

Yazar: Ediz Sözüer

Ediz SÖZÜER 1974, Ankara doğumludur. Gelir İdaresi’nde Gelir Uzmanı olarak görev yapmaktadır. “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur Eğitim Programı”, yazarın ilk etapta internet ortamında ücretsiz olarak yayınlanarak daha sonra basılmış ve tüm çalışmalarının üzerine bina edildiği temel ve kaynak kitap çalışmasıdır. Deneme mahiyetinde kaleme aldığı Risale-i Nur izah metinleri ve Risalehaber sitesinde makale yazmakla başlayan yolculuğu, Risale Akademi’de sunulmaya başlanan görsel destekli ve akademik temelli “Tabiat Risalesi Açılımları Seminerleri”yle devam etti. Manevî bir ilim hazinesi olan Risale-i Nur eserleri içindeki Kur’ânî hakikatlerin insanlığa mal edilmesinde ve toplum olarak muhtaç olduğumuz zihinsel dönüşümün gerçekleşmesinde önemli bir katkıda bulunma kabiliyetinin bulunduğuna inandığı kitap çalışmasını, hep bir proje kıymetinde gördü. Tamamlanan kitap çalışmasını daha geniş kitlelere ulaştırmak için, bu çalışmanın üzerine bina edilerek hazırlanmış ve “görsel bir kitap” mahiyetindeki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nı iki haftada bir sürekli bir program olarak vermeye başladı. Ayrıca zaman zaman akademik eğitim faaliyetlerinde de “Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı” ve “Risale-i Nur İzah Çalışmaları” hakkında sunumlar gerçekleştirdi. 2018 yılında ise Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı'nın temel/kaynak kitap çalışması, din araştırma dalında "Altın Kalem Yazarlık Ödülü"ne layık görüldü. Kitap çalışması ve eğitim programının yazılı ve görsel tüm içerikleri, notere onaylatılmış muvafakatname ile her türlü serbest kullanım, basım ve yayım hakkı tanınmasıyla; başta Risale-i Nur’a, Kur’ân’a ve İslam’a gönül vermiş herkese ve tüm insanlığa mal edilmiştir. (Muvafakatnameye ana sayfadaki "Telif Hakkı Bildirisi" isimli menüden ulaşabilirsiniz) Bu çalışmalardan haberi olanlardan ciddiyetle istediği ve Risale-i Nur’a gönül vermiş insanlara samimiyetle ifade ettiği şudur: “Kıymetsiz ve önemsiz şahsıma değil, bu çalışmalar vesilesiyle Allah’ın bir nimeti olarak harika bir şekilde ortaya çıkan hakikatlere önem veriniz ve onlara sahip çıkınız. Sizden tek istediğim budur.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.