KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı'nın Bilim Felsefesini Oluşturmaya Katkıda Bulunmayı Hedefleyen Akademik Eğitim Faaliyetleri

Mehdi’nin Kim Olduğunu İlan Etmek Neye Yarar ve Neye Zarar Verir?

Yorum bırakın

Mehdi’nin Kim Olduğunu İlan Etmek Neye Yarar ve Neye Zarar Verir

Yazımız içinde tam metnini yayınlayacağımız ve Elyazma Emirdağ Lahikası’ndaki gayr-ı münteşir mektub çok dikkatli okunduğunda ve doğru olarak anlaşıldığında Mehdi meselesinde taşlar yerli yerine oturmuş olacaktır. Özellikle 7.paragrafta “Gerçi hakikat noktasında …” diye başlayan cümleye çok dikkat edilmeli ki mesele tam anlaşılsın.

En önemli iki paragraf şöyle:

“Ahirzamandaki büyük Mehdi’den evvel çok mehdiler gelmiş geçmiş diye Risale-i Nur isbat etmiş. Rivayetlerin muhtelif olması bu noktadan ileri geliyor. Bu zaman şahıs zamanı olmadığından, o ehemmiyetli unvanlar şahıslara verilmez. Hem Risale-i Nur’a da siyaset mânası da taşıyan o unvanı vermemek münasibdir. Müceddidiyet kâfidir.”

“Gerçi hakikat noktasında ahirzamandaki gelecek büyük Mehdi siyaseti tam dindar İsevîlere bırakıp yalnız İslâmiyet hakikatlarını isbata, izhara, icraya çalışır. Ve bu nokta-i nazardan Risale-i Nur o zât-ı mübarekin veyahut onun cemaat-ı nuraniyesinin şahs-ı maneviyesinin çok vazifelerinden en ehemmiyetli vazifesi olan hakaik-ı imaniyenin isbat ve neşrini tam yapıyor.”

Yani Mehdiyetin ifşası gerçekten hiç uygun düşmüyor çünkü zaten büyük mehdiden beklentileri Üstad ve Risale-i Nur karşılamıyor. Eğer kabul edilse ve inanılsa bile hüzne ve hayal kırıklığına sebep oluyor ki bakın mektupta Üstadımız bundan da bahsetmiş. Yani o geniş dairenin vazifelerini biz mehdiden beklemeyeceğiz. “… büyük Mehdi siyaseti tam dindar İsevîlere bırakıp yalnız İslâmiyet hakikatlarını isbata, izhara, icraya çalışır.”

Böyle şeyler (Üstad veya Risale-i Nur’a açıkça Mehdi demek ve bunu ilan etmeye çalışmak) insanlarda inkara ve itiraza sebep oluyor ve olur. Yani faydası yok, zararı çok. Hem “İslâmiyet hakikatlarını isbat, izhar, icra” vazifesine zarar veriyor.

Aslında bu paylaştığımız mektubu okuyanın ve esas meseleyi anlayanın, üstad şimdi büyük mehdi mi, değil mi diye bile sormaması gerekir. Bir de şu var: Bir insan hakikat için ciddi olarak hizmete yapışır ve gayret eder ve edebilir. Mehdinin kim olduğunun bilinmesi ise bu noktada bir parça teşvik edici olabilirse de esas noktada faydasızdır.

Çünkü hakikatin kendisi kendini gayrete getirmeyen bir insana mehdiyetin varlığı bilgisi de bir şey yapmaz. Yani insanlar bu kadar kainat çapında büyük imani hakikatlerle uyanmamış ve gayrete gelmemişler de, biz üstadın mehdi olduğunu ilan edeceğiz, onlar da (hiç itiraz etmeden tam kabul ettiklerini farz edelim) buna binaen birden uyanacak ve gayrete gelecekler, her şey birden değişecek?? Yok böyle bir dünya, burası imtihan dünyası.

Zannedildiği gibi zevkli ve şaşalı değil, bilakis zorlu ve çileli bir yol olduğu anlaşıldığında zaten ihlaslı olanların haricindeki kimse mehdinin talebesi ve askeri olmaya yanaşmayacaktır.

Şimdi bu konuda çokların içine düştükleri şöyle bir tehlike de var. İnsanın temel arayışı ve meşguliyeti, Mehdi’nin kim olduğunu aramak ve herşeyi ondan beklemek ve sırtını ona ve eserlerine dayamak değil, “İslam ve insanlık için ne yapabilirim”in üzerine yoğunlaşmak olmalıdır. Yoksa bahsettiğimiz gibi Mehdiyi hele de “son Mehdi”yi bulmak, esas itibarıyla İslam için daha çok çalışmayı gerektirmekle beraber, çokları için artık yapılacak bir iş, söylenecek bir söz ve yazılacak bir yazı kalmadığı şeklinde algılanmaktadır. İşte bu en büyük tehlikedir.

Şimdi biz bu vaziyetteyken Üstad Bediüzzaman son mehdi olsa ne olur, olmasa ne olur? Ne ehemmiyeti var? Ha belki şöyle bir ehemmiyeti var. Siz misiniz tembel mirasyediler hitabına tam muhatap olmuş oluruz bu vesileyle.

Demek istediğimiz Mehdiyetin isim ve resmine takılı kalmak değil, hangi mana ve hakikate hizmet ediyorsa ve ne için varsa ona hizmet edebiliyor muyuz, işte esas önemli olan budur.

Şimdi şu meseleyi de buraya yazalım ki eksik olmasın. Sosyal medya’da Risale-i Nur’dan bir parça paylaşmak yerine Risale-i Nur eğitim programı çalışmalarımızdan bir bölüm paylaşmanın veya birine Risale-i Nur Eğitim Programı ders videolarımızı tavsiye etmek ya da eğitim programı temel/kaynak kitabımızı hediye veya tavsiye etmenin, Risale-i Nur’un hizmet ettiği mana ve hakikate daha faydalı bir hizmet olduğunun idrak edilmesini temenni ve niyaz ediyorum.

Nasıl ki bir ayet meali yerine Risale-i Nur paylaşımı daha uygun ve faydalı görülüp paylaşılıyor ise aynı mantık burada da geçerlidir.

Çünkü hazinenin kilidini açan anahtar veya hazineye götüren vesile niteliğindedir. Allah bu manayı tüm nur talebelerine idrak ettirsin. Amin.

(Tabi ki hiç paylaşılmasın demiyoruz. Böyle bir olur şey elbette olamaz. Sözümüz yanlış anlaşılmamalı ve iman hizmeti noktasındaki kullanışlılık ve fayda vermesi noktasında bakılmalıdır.)

Evet, bir ihsan-ı ilahi olarak ortaya çıkan Risale-i Nur eğitim programı çalışmaları Risale-i Nur hakikatlerinin bir anahtarı ve o hakikatleri inkar etmeye çalışanların başlarına inen keskin bir elmas kılıçtır ve o kılıç da en sağlam mantık kurguları ile Risale-i Nur’un elindedir ve çok kullanışlı bir hizmet aracıdır.

Birinin imanını kurtarmak ve iman hizmeti yapmak için Risale-i Nur alıntısı yapmak kullanışsızdır. Bunun mantığı şöyledir: Risale-i Nur’u bilen zaten baktığı zaman anlar ve zaten bildiği bir şey olduğu için çoğu zaman okumaz bile. Eserleri bilmeyen için de çoğu zaman hele de içinde çok sayıda bilinmeyen kelime varsa okumaz, okusa da anlamaz, anlasa da onun için bir şey ifade etmez veya kabul etmez. Dolayısıyla maksadınız birilerine Risale-i Nur’u okutmak ve bu vesileyle gerçek maksadınız iman kurtarmaksa, elbette doğru ve maksada ulaştıracak yöntem Risale-i Nur izah çalışmalarımızdır diyebiliriz rahatça. Çünkü tam bir köprü ve aynadır.

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı İnternet Adresi:

www.risaleinuregitimprogrami.com veya www.kesifyolculuklari.com

“Madem bu Kur’anî hakikat kapısı açıldı, benim noksaniyetime ve ehemmiyetsizliğime bakılmayarak, ehl-i ilim ve kemal arkamda bulunmaktan çekinmemeli ve istiğna etmemelidirler. Selef-i sâlihînin ve muhakkikîn-i ulemanın âsârları, çendan her derde kâfi ve vâfi bir hazine-i azîmedir; fakat bazı zaman olur ki, bir anahtar bir hazineden ziyade ehemmiyetli olur. Çünki hazine kapalıdır; fakat bir anahtar, çok hazineleri açabilir. Zannederim ki, o enaniyet-i ilmiyeyi fazla taşıyan zâtlar da anladılar ki: Neşrolunan Sözler, hakaik-i Kur’aniyenin birer anahtarı ve o hakaiki inkâr etmeye çalışanların başlarına inen birer elmas kılınçtır. O ehl-i fazl ve kemal ve kuvvetli enaniyet-i ilmiyeyi taşıyan zâtlar bilsinler ki; bana değil, Kur’an-ı Hakîm’e talebe ve şakird oluyorlar. Ben de onların bir ders arkadaşıyım.”

Mektubat – 425

Elyazma Emirdağ Lahikası’ndaki Gayr-ı Münteşir Mektup:

Bismihi Sübhanehu

Es-selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtühü

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Yine tekrar hem bayramınızı, hem Feyzi’lerin ve Nazif ve Halil İbrahim gibi etraftaki kardeşlerimin bayramlarını tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak Risale-i Nur’un tab’ ve intişarıyla bizlere manevî bir bayram daha ihsan eylesin, âmîn.

Saniyen: Meyve ve Hüccetullah-il Bâliga’nın tab’ına dair ne lâzım ise yaparsınız. Yanımdaki Meyve ile Hüccetullah-il Bâliga Risalesi’ni Aziz’e göndermek istiyorum. Fakat adresini bilmiyorum. Kardeşimiz Tahirî eğer buraya uğrasa münasibdir. Tâ ki yanımdaki nüshayı beraber alsın, fakat Meyve Risalesi’ni burada yazdırmışım, belki iyi okunmaz. Sizin yazılarınızdan birisi beraber gitsin münasib olur. Onuncu ve Onbirinci Hüccetleri ilâve ettim. Husrev’in mektubunda yalnız bir kaç kelimeyi çizdim.

Sâlisen: Hafız Ali’nin gitmesindeki acısını iki pehlivan Feyzi’lerin Risale-i Nur’un hizmetine girmeleri o acıyı izale ediyor. Ahmed Feyzi’nin Hafız Ali hakkındaki mersiyesi Hasan Feyzi’nin parlak mektubuna denk olarak ikisini birkaç ehemmiyetli parçalarla beraber bir cilt içinde dercetmişler.

Ahmed Feyzi ve Halil İbrahim’in mektublarını okudum. Bu iki metin ve kıymettar ve tam sâdık kardeşlerim mektublarında benim şahsıma ziyade ehemmiyet veriyorlar. Bu ehemmiyet, Risale-i Nur’un küllî kıymetine ve serbestiyetine belki ilişir ve o ehemmiyetli kardeşlerimin de benim âdi şahsiyetimi bazı hâdiselerle bilmekle ve verdikleri makama hiçbir cihetle lâyık olmadığımı anlamalarıyla inkisar-ı hayale uğramamak ve Risale-i Nur’daki iştiyaklarına fütur gelmemek için şahsıma ait olan fevkalâde hüsn-ü zanlarını Risale-i Nur’a çevirseler daha iyidir. Ben de Halil İbrahim’in parlak sadakatından tezahür eden mektubunu ta’dil edip bana karşı hitabını Risale-i Nur’a çevireceğim, sonra size gönderip Lâhika’ya yazılsın.

Ve çok dikkatli ve Risale-i Nur’un avukatı kardeşimiz Ahmed Feyzi‘nin Mehdi hâdisesini Risale-i Nur dairesi içinde çokça medar-ı bahsetmesi ehli dünyanın evhamını tahrike sebeb olabilir. Çünki Mehdi mânasında, bir siyaset dahi bulunuyor diye eskiden beri fikirlerde yerleşmiş. Risale-i Nur bu mes’eleyi halletmiştir.

Ahirzamandaki büyük Mehdi’den evvel çok mehdiler gelmiş geçmiş diye Risale-i Nur isbat etmiş. Rivayetlerin muhtelif olması bu noktadan ileri geliyor. Bu zaman şahıs zamanı olmadığından, o ehemmiyetli unvanlar şahıslara verilmez. Hem Risale-i Nur’a da siyaset mânası da taşıyan o unvanı vermemek münasibdir. Müceddidiyet kâfidir.

Gerçi hakikat noktasında ahirzamandaki gelecek büyük Mehdi siyaseti tam dindar İsevîlere bırakıp yalnız İslâmiyet hakikatlarını isbata, izhara, icraya çalışır. Ve bu nokta-i nazardan Risale-i Nur o zât-ı mübarekin veyahut onun cemaat-ı nuraniyesinin şahs-ı maneviyesinin çok vazifelerinden en ehemmiyetli vazifesi olan hakaik-ı imaniyenin isbat ve neşrini tam yapıyor.

Fakat bu evhamlı ve bahaneleri arayan ve herşeyi siyaset noktasında düşünen adamlara karşı bu Mehdi unvanını Risale-i Nur’a vermek, Risale-i Nur’un ihlâs sırrına ve dünyaya tenezzül etmemesine muvafık olmaz.

Evet Risale-i Nur’daki sırr-ı ihlâs, yüzde doksan ihtimaliyle de olsa o makama tâlib olmamaklığımı iktiza ediyor. Çünki küçük bir memuriyet veyahut zabit olmak gibi bir makamı düşünen, harekâtını o makama tevcih ediyor. Onu maksad yapıp ona çalışıyor, ihlâsını kaybeder. Uhrevî amellerini ona basamak yapsa, bütün bütün yanlış olur.

İşte böyle kudsî ve parlak bir makamı ve memuriyeti dünyada dahi kendine düşünmek ve gaye-i hayal yapmak, bütün harekâtını hattâ uhrevî amellerini o makama yakıştırmak suretini verdiğinden hakikat-i ihlâsı bozar.

Eğer öyle bir makam verilse de ihsan-ı İlâhî olur. İnsanın kesb ve ameli ona vesile olamaz ve ekseriyetle bilinmez. Bilinmese daha iyidir.

Ve bilhassa efkâr-ı âmmede siyasetçilik ve hâkimiyet mânası bu Mehdi unvanında bulunduğu ve geçmiş bazı mehdi-misal halifeler o gibi hâdiselerin bir mâsadakı ve medarı olmuşlar.

Elbette bu zamanda siyasete her şeyi feda eden insanlar nazarına karşı Risale-i Nur mesleğindeki ihlâs, böyle şeyleri aramaz. Yalnız bu kadar var ki: Şakirdleri tam itimad ve kat’î yakînlerini takviye için harikulade bir surette hem Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini, hem bazı şakirdlerini, hattâ tercümanını pek büyük makamlarda bulunduklarını itikad edebilirler.Çünki eskiden beri üstadlarına karşı ziyade hüsnü zan kabul edilmiş, hattâ Kur’andan ve hadisten sonra en mühim hüccet-i imaniye, Risale-i Nur’dur diyebilirler.

Umum kardeşlerime birer birer selâm ve dua, dualarını rica ediyoruz.

El-Baki Hüvel Baki

Kardeşiniz Said Nursî

(Elyazma Emirdağ Lahikası)

Yazar: Ediz Sözüer

Ediz SÖZÜER 1974, Ankara doğumludur. Gelir İdaresi’nde Gelir Uzmanı olarak görev yapmaktadır. “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur Eğitim Programı”, yazarın ilk etapta internet ortamında ücretsiz olarak yayınlanarak daha sonra basılmış ve tüm çalışmalarının üzerine bina edildiği temel ve kaynak kitap çalışmasıdır. Deneme mahiyetinde kaleme aldığı Risale-i Nur izah metinleri ve Risalehaber sitesinde makale yazmakla başlayan yolculuğu, Risale Akademi’de sunulmaya başlanan görsel destekli ve akademik temelli “Tabiat Risalesi Açılımları Seminerleri”yle devam etti. Manevî bir ilim hazinesi olan Risale-i Nur eserleri içindeki Kur’ânî hakikatlerin insanlığa mal edilmesinde ve toplum olarak muhtaç olduğumuz zihinsel dönüşümün gerçekleşmesinde önemli bir katkıda bulunma kabiliyetinin bulunduğuna inandığı kitap çalışmasını, hep bir proje kıymetinde gördü. Tamamlanan kitap çalışmasını daha geniş kitlelere ulaştırmak için, bu çalışmanın üzerine bina edilerek hazırlanmış ve “görsel bir kitap” mahiyetindeki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nı iki haftada bir sürekli bir program olarak vermeye başladı. Ayrıca zaman zaman akademik eğitim faaliyetlerinde de “Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı” ve “Risale-i Nur İzah Çalışmaları” hakkında sunumlar gerçekleştirdi. 2018 yılında ise Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı'nın temel/kaynak kitap çalışması, din araştırma dalında "Altın Kalem Yazarlık Ödülü"ne layık görüldü. Kitap çalışması ve eğitim programının yazılı ve görsel tüm içerikleri, notere onaylatılmış muvafakatname ile her türlü serbest kullanım, basım ve yayım hakkı tanınmasıyla; başta Risale-i Nur’a, Kur’ân’a ve İslam’a gönül vermiş herkese ve tüm insanlığa mal edilmiştir. (Muvafakatnameye ana sayfadaki "Telif Hakkı Bildirisi" isimli menüden ulaşabilirsiniz) Bu çalışmalardan haberi olanlardan ciddiyetle istediği ve Risale-i Nur’a gönül vermiş insanlara samimiyetle ifade ettiği şudur: “Kıymetsiz ve önemsiz şahsıma değil, bu çalışmalar vesilesiyle Allah’ın bir nimeti olarak harika bir şekilde ortaya çıkan hakikatlere önem veriniz ve onlara sahip çıkınız. Sizden tek istediğim budur.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.