KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı'nın Bilim Felsefesini Oluşturmaya Katkıda Bulunmayı Hedefleyen Akademik Eğitim Faaliyetleri

Yüzde 60-70 Oranını Halk Olarak Anlamak İsteyen Düşünceye Reddiyedir

Yorum bırakın

Yüzde 60-70 Oranını Halk Olarak Anlamak İsteyen Düşünceye Reddiyedir

(Dehşetli Tuzak Deşifre Ediliyor)

Risale-i Nur’un Emirdağ Lahikası’nda geçen meşhur bir mektupta geçen cümlenin metni şöyle:

“Bu vatanda şimdilik dört parti var. Biri Halk Partisi, biri Demokrat, biri Millet, diğeri İttihad-ı İslâmdır. İttihad-ı İslâm Partisi, yüzde altmış, yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir. Dini siyasete âlet etmemeye, belki siyaseti dine âlet etmeye çalışabilir. Fakat çok zamandan beri terbiye-i İslâmiye zedelenmesiyle ve şimdiki siyasetin cinayetine karşı dini siyasete âlet etmeye mecbur olacağından, şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır.”

Dikkat edildiğinde açıkça görüldüğü gibi cümlede partiden bahsediliyor. Neden başka şekilde anlaşılmaya çalışılıyor ve bu konuda neler deniliyor bunu çözümleyeceğiz inşallah.

Şunu da başta belirtmemiz gerekir: Üstad Bediüzzaman’ın mektuplarından ayet gibi mana çıkartılıp kullanılmasını uygun görmüyoruz. İsteyen istediği yönde kullanıyor çünkü.

Mektuptaki cümlede halk yok zaten. Ama biri dese ki “kanaatimizce o oranın halk için de geçerli olması lazım.” Buna bir şey demeyiz. Ama halk için geçerli olması gerektiğini değil de, “Risale-i Nur ve Üstadımız öyle diyor” denilirse biz orada itiraz ederiz. Kendi fikrini kabul ettirmek için Üstadı konuşturmak yakışık almaz çünkü. Fakat bunu çokları yapıyor ne yazık ki. Biz de bu nedenle yazımızı kaleme alma ihtiyacı hissettik.

Öncelikle mektupta geçen tam mütedeyyin (tam dindar) tabiri ne demek ona bakalım.

Dindar: Dini kaidelere hakkıyla riayet eden, dininin emirlerini yerine getiren, mütedeyyin.

Din inancı güçlü, din kurallarına bağlı (kimse), mütedeyyin

http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&kelime=D%C4%B0NDAR

Yüzde 60-70 oranının halk için de aynen geçerli olduğu, hatta o oranın halk için söylendiği konusunda bir çok kişide bir fikir mevcut. Halbuki sadece belli insanlar tarafından öyle telkin edildiği için o şekilde anlaşılıyor. Zaten o oranın sadece parti için olduğu “şimdiki siyasetin başına geçebilir” ifadesi tam kesinleştiriyor. Oranın halk için gerçekçi olup olmadığına gelelim.

Toplumdan ahirzamanda böyle bir oranın beklenmesi de ve böyle bir oranı beklemeye insanları sevk etmek de gerçekçi değildir.

Biz o oranın veda hutbesinde bile bulunduğunu düşünmüyoruz! İslam ve teslimiyet başka, hakiki ve makbul bir iman ve tam bir dindarlık yani takva sahibi, müttaki mümin olmak bambaşka. Bu oran ancak teslim ve taraftar olmak manasında kabul edilebilir bir oran olabilir.

Şu anda tam dindar %0.1 ancak. 100 sene çalışılmış. Tablo bu. O 60-70 oran hayal. Kıyamete 1000 sene kalsa gene olmaz. Ancak çoğunluğun taraftarlığıyla olur o iş. Asr-ı saadette bile o oran yoktu. Tam dindar olmayanlar, makbul bir imana sahip olmayanlar ve münafıklar o zamanda da çoktu. Biz de kabul ediyoruz ve reddetmiyoruz ki, elbette insan ve toplum inşa ve ıslahı ve müspet iman hizmeti önceliklidir. Fakat bu demek değil ki, öyle yüksek ve gerçekçi olmayan oranda olsun. Belki keyfiyeten (nitelikli) bir çoğunluk ve o manevî çoğunluğun manen hakimiyeti yeter.

Tam dindar tabirindan makbul bir imanı olmadığı ve gayr-ı meşru bir hayatı savunduğu halde kendini dindar olarak ifade edenleri hesaba katmayı düşünmemek lazım elbette. (Bunlar belki toplumun %60,70,80’ini rahat oluşturur. Bu durumda oran çoktan aşılmış olur.)

Halbuki hakikat için, namaz kılanların yüzdesinin bile halen facia seviyede olduğuna bakmak yeter. Nerede kaldı tam dindarlık.

100 senelik iman hizmetinde tablo böyleyse bundan sonra da ters yüz olmasını beklemek makul olmaz. Zaten eşyanın ve insanın tabiatına uygun değil ve ayet hükmüyle de sabittir ki insanların çoğu inanmayanlardan ve haktan yüz çevirenlerden oluşur.

“Bu rabbin tarafından bildirilmiş bir gerçektir; fakat insanların çoğu inanmazlar.” (Hud Suresi, 17) “(Kur’an) Bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak (gönderilmiştir). Ama (insanların) çoğu yüz çevirmektedir.” (Fussilet Suresi 4. Ayet) “İnsanların çoğu kâfirdir.” (Nahl Suresi, 83)

Bu tablo Âdem Aleyhisselam’dan beri böyle olmuştur ve böyle olacaktır. Hak sayıyla değil, nitelikli insanlarla hâkim ve hükümferma olmuştur ve yine ancak böyle olacaktır. Tahkik ehli kardeşlerimiz bunu daha kolay anlamalı ve kabul etmelidirler.

Bakınız Hucurat Suresi 14.ayet: Bedeviler: “Biz de iman ettik” derler. (Onlara)De ki: “(Hayır)Siz iman etmediniz; ancak (mecburen)İslam (görünüşte Müslüman veya teslim)olduk deyin.” (Çünkü)İman henüz kalplerinize girmiş değildir.

İşte bu tarz kişiler özellikle Mekke’nin fethinden sonra çok sayıdaydı. Zaten meselemiz mümin olmak da değildir. Tam dindar olmanın oranıyla ilgilidir. Şimdi soruyoruz. Eğer ayet hükmüyle iman edenlerin oranı her dönemde azınlığı teşkil ediyorsa, tam dindarların oranı (hem de insanlığın en dehşetli dinî fitnesinin yaşandığı dönem olan ahirzaman’da) nasıl çoğunluğu teşkil edebilir? Buna imkan var mıdır?

Mektupta geçen cümleyi “halkın %60-70’i” olarak algılamaya ve algılatmaya ısrarla çabalayanlar, gelecek her hükümet ve partiye karşı çıkacaklar ve çıkmaktadırlar da. Bu tabiri yani tam mütedeyyin tabirini kesinlikle taraftarlık manasında da kullanmıyorlar.

Oyun ve tuzak burada işte: Olmayacak bir şart koşup gelen hiç bir müspet partiye destek verdirmemek. Şeytanî bir plan bu. İşte biz yazımızda bunu deşifre ediyoruz.

İfadelerimizden Ak Parti’yi her durumda desteklediğimiz manası çıkmamalı. Temel olarak bundan bağımsız bahsettik. Allah onlardan hayırlısını bu millete nasip etsin. Onlardan çok daha iyisine ihtiyacımız var ve İslam’ın yüksek istikbalinin bu partiyle olmayacağını düşünüyoruz. Kanaatimiz budur.

Önemli Bir Not: Camiamız içinde Ak Parti ismi kullanılarak, partiye açıkça destek verildiği ve verilmesinin istenmesi ve yine açık ismi zikredilerek ve %60-70’lik oran bahane edilerek destek verilmediği ve destek verilmemesinin istendiği bir vakıa olduğundan, bu kadar malum olmuş bir meseleyi biz de açıkça ismen, parti ismini kullanarak zikretmeyi gerekli gördük. Hem bilmeyen de öğrensin.

Akp’nin kusurları diğer partilerde bulunmasa veya mevcut kusurları iyiliklerinin önüne geçecek kadar fazla olsa ve onun yerine daha iyi bir alternatif olsa ve o olmazsa daha fenası gelecek olmasa Akp’den bu kadar şikayet edip cephe almanın ve oy vermemenin bir manası ve haklı bir gerekçesi olurdu. Bu bizim kanaatimiz. Şahsen biz bu partiye hayran olduğumuz için değil vatan, millet ve din menfaati için oy verdik.

Akp’nin din adına ortaya çıktığı tamamen birilerinin kendi kabulü ve kurgusudur. Diğer alternatif partilerin (özellikle en büyük rakibi Chp’nin) daha az demokrat olduğu ise tartışmasız bir gerçektir. Ayrıca Üstad’ın mektubunda geçen %60-70’lik tam dindarlık şartının halk için söylenmiş gibi servis edilmesi tamamen birilerinin kendi kurgusu ve çıkarımıdır. Böyle bir şey yoktur. O mektupta bu oran parti için verilmiştir. Toplumdan ahirzamanda böyle bir oranın beklenmesi gerçekçi değildir. Böyle uygunsuz bir yaklaşım, başa geçen ve içinde dindarlar bulunan (din namına olsa da olmasa da) her partiye (toplumun %60-70’i tam dindar olmadı bahanesiyle) karşı çıkmayı netice verir. Nasıl ki öyle oluyor!

Temel yaklaşımlar önemlidir. Su-i istimal veya hatalar bu yaklaşımlara esas olamaz.

Dp’nin Akp’den çok daha fazla hatası vardı ve fakat bunlar yaklaşıma esas olmadı üstadımız açısından. Evet Akp’nin kötülükleri var. Ama Demokrat Parti kadar değil. Hem bu Dp, Akp’nin sahip olduğu iyiliklere de sahip değildi. Buna rağmen Üstadımız Bediüzzaman Dp’yi desteklemekten vazgeçmedi. Gerekçesini de yine kendisi söylüyordu hem.

“Chp kafa, Dp parmak koparıyor. Bu nedenle Dp’yi tercih edeceğiz. Öbür türlüsü Chp’ye yardım hesabına geçer.”

Evet şimdi biz de Akp’yi bir hedef değil, hedefe ulaştıracak geçiş köprüsü olarak görüyoruz. İdeal değil, ideale ulaşmak için yaşanması gereken bir süreç. Görüyor ve kabul ediyoruz ki, köprüyü yıkarsak hedefe ulaşamamakla beraber, bir de daha kötü alternatiflerle baş başa kalırız.

Bu nedenle elbette ikaz, nasihat, eleştiri, öneri ile birlikte söz konusu makul gerekçemiz nedeniyle destekçi ve yardımcı oluruz ve oluyoruz. Siyaset ve particilik hesabına değil asla. Vatan, millet ve İslam’ın menfaati ve zarar görmemesi namına. Oyumuz da kayıtsız şartsız değildir. Belli şartlarla bağlıdır.

Yine diyoruz. Bu millete ve İslam’ın istikbalini çok daha iyisi lâzımdır. Allah bunu bu millete nasip etsin.

Şunu da eklersek tamamlanmış olur: Ak Parti’ye partiye verilen desteği gerekçeleri noktasında) tasdik ve kabulle beraber şu hususları belirtmemiz lazımdır:

Verilen desteğin hak namına olduğu iddiası, kusurların ve eksiklerin yapıcı olarak eleştirilmesi ve bunlarla ilgili tavsiye niteliğinde çözüm önerileri geliştirilerek sunulması ve ayrıca hata ve yanlışların da tenkidi ve ikazı ve verilen desteğin kayıtsız şartsız olmadığının belirtilmesi ile anlam kazanır. (İlla ki destek açıklamasında yer alsın da demiyoruz ama önceki açıklamalar ve mektuplarda bu tarzda bir içerik göremedik)

Nitekim Üstadımızın aynen böyle yaptığını görmekteyiz. Sadece destek değil, (hele kayıtsız şartsız hiç değil) ayrıca ikaz, nasihat, talep ve öneri doludur mektupları. Ancak biz mevcut tablonun, eleştirilmesi gereken hiç bir şey yokmuş gibi pespembe tasvir edildiğini; kusur, hata ve eksiklerden hiç bahsedilmediğini ve yer alması gereken çok önemli taleplerimize de hiç değinilmediğini görmekteyiz.

Örneğin taşıma suyla değirmen döndürmek olan değerler eğitimini nurların dersinin verilmesi olarak görüp tebrik etmekle yetinerek bunun ötesinde ciddi bir Risale-i Nur eğitim programı talebinde bulunmamak, Ayasofya’nın açılması için bir konu başlığı açmamak ve ikaz, nasihat, öneri, eleştiri başlıklarına hiç yer vermemek ciddi bir eksikliktir bizce.

Bir de şu konuya kısaca değinmek istiyoruz: Akp güya din namına çıkmış ve dini siyasete alet ediyormuş. Ayrıca demokratları tercih etmek herkese eşit mesafede olduklarından daha menfaatli ve isabetliymiş.

Şimdi öncelikle Akp din adına ortaya çıkan bir parti değil ve demokratlar da tam idealist ve kusursuz değiller. Dp ortadan kaybolmuş zaten. Peki Üstad neden o vakit demokratları destekliyordu? Gerekçesi neydi? Elbette dine olan menfaat-zarar ilişkisi için. Diyordu ki: Dine az müsaadekar bir partiye, ne kadar kusurları da olsa ehven-i şer diyerek tercih ediyorum. Çünkü biri (Chp) kafa kesiyor, diğeri (DP) belki kol kesiyor. Şimdi Akp ise tam manasıyla din lehinde ve müspet bir partidir, hem de içlerinde çok sayıda ciddi dindarlar mevcuttur. (yani bu vaziyetinde bırakın kötünün iyisini, Sungur Ağabeyin tabiriyle azam-ul hayr’dır. Büyük bir hayırdır.) Elbette ideal değildir ama bardağın dolu tarafından bakıldığında daha iyisi ortada mevcut değildir.

Üstad demokratları demokrasi için değil, hürriyet-i şeriyeye vesile olmaları noktasından kullanışlı bir araç olarak destekliyordu. Şimdi bu fonksiyonu Akp icra edebilecek kabiliyetteyse ona destek vermek gerekmez mi?

Hem bu dinin su-i istimali veya siyasete alet edilmesi de ne demek oluyor? Böyle bir kaygıyla ve din siyasete alet edilmesin diye ne yapalım yani? Bizi dinsizler ve din düşmanları mı idare etsinler! Bakın o zaman onlar hiç dini alet etmezler ve dahi dinden hiç bahsetmezler de! Böyle bir mantık olur mu hiç?

Elbette temel kaideler dile getirilir, ikazlar yapılır ama siyasette dindar birinin bulunması ve din lehinde icraatler yapması veya inancından bahsetmesi neden dini siyasete alet etmek olsun? Bu nasıl bir mantıktır? Bu tavrın pratikte din aleyhinde olanlarla ne farkı vardır?

Akp’nin bazı yanlışlarını biz de görüyor ve nahoş karşılıyoruz. Ancak burada bir yöntemsizlik veya bir çifte standartçılık söz konusu. Sevgili kardeşler, herkes herşeyi istismar edebilir. Fakat bilirsiniz ki işlerin neticelerinde niyetin tesiri ya azdır veya hiç yoktur. Akıllı strateji gereği din lehine icraatlere “siz bunları filan filan mefaatle veya kötü niyetle yapıyorsunuz” denilmez. Nasıl ki dinsizlere veya din aleyhindekilerin perdesi yırtılmaz, bunların daha da çok yırtılmamasına çalışılır. Belki perde altında ıslah şarttır.

Konuyla İlgili Kaleme Alınan ve Burada Zikredilmeden Cevap Verilen Bazı Makalelere Reddiye mahiyetinde Tahlil Maddeleri:

1- Mektupta parti diyor…Ve şimdiki siyaset.. Demek o zamanda öyle bir oranı o parti yakalasa o zamanki toplumda da başa gelmesine mani yok. Ama tabi toplumla bir paralellik arz etmediğini demiyoruz. Ancak böyle değil. Bizim yukarıda bahsettiğimiz tarzda bir dindarlığın belki taraftarlığın toplumda da ağır basması gerekir denilebilir. Zaten bu önce toplum temelli ıslah hizmetin temel taşı. Mesele tabi ki toplumdan bağımsız değil. Zaten mektubun devamında toplumsal yapının bozukluğu sebebiyle dini siyasete alet etmeye mecbur olunacağından şimdilik başa geçmemek lazımdır deniliyor. Ama buradan hareketle parti için verilen o oranın toplum için beklenmesi hayalin dik alasıdır. Burada ciddi bir yanılgı yoksa dehşetli bir kasıt ve plan söz konusudur. Bu bir proje de olabilir. Dikkat etmek lazım. Gelen hiç bir müspet iktidara destek vermemeyi netice vermek için. Nasıl ki öyle oluyor. Bu böyle kıyamete kadar gider. Azıcık uyanık olmalı.

2- “Partinin aktif siyasî kadrolarını oluşturan on binlerce kişinin tam mütedeyyin olması ne derece mümkündür? Bu kadar geniş bir kadronun tümüyle tam mütedeyyin olabileceğini düşünmek, ülke gerçekleri ile bağdaşmıyor.” Diye yazılmış bir makalede. Biz de diyoruz: E be akıllı adam! 70 milyonun %60’ı olan 42 milyonun tam dindar olabileceğini nasıl aklın kesiyor?? Bir kere o oran partiyi temsil eden vekiller olarak ele alınsa ve onlar da zaten seçmece olacağından muhal bir oran olmaz..

3- “Bediüzzaman, hem âlim, hem müçtehit, hem fetva makamında olduğu için; onun sözlerinde zahirî manaların ötesinde birçok hikmetler bulunmaktadır.” denilmiş %60-70 oranını ısrarla halk olarak anlamaya çalışan bir makalede. Bu sadece yazarın yakıştırmasıdır. Bu kadar açık ifadeli bir cümleden batınî manalar araştırmak, manayı anlama gayretini değil, zaten kabul edilen bir fikre delil arandığını ve metnin bu yönde eğip büküldüğünü ispat eder. Partiden bahsedilen cümlede geçen oran için “o oran parti için mi kadroları için mi halk için mi” diye sorup bunun belirsiz olduğunu söylemek akıl işi değildir.

4- “Şimdilik o parti başa geçmemek lâzımdır ifadesinden, mevcut şartlar dahilinde cevabın “hayır” olduğunu anlıyoruz.” denilmiş. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, mesele tabi ki toplumdan bağımsız değil. Toplumsal yapının bozukluğu sebebiyle o parti şimdilik başa geçmemek lazımdır deniliyor ama buradan hareketle aynı oranların aynı şekilde gerekliliğine intikal etmenin, ciddi bir mantık hatası değilse dehşetli ve kötü niyetli bir suikast ve gelecek her müspet partiye karşı çıkmayı ve anarşiliği sonuç vermesi maksadıyla özel tasarlanmış bir çıkarım olarak görülmesi gerektiğini tekraren vurguluyoruz.

5- Bir makaleden alıntı: “…İttihad-ı İslâm Partisi, yüzde altmış, yetmişi tam mütedeyyin olmak şartıyla, şimdiki siyaset başına geçebilir” denilmektedir. Diğer bir ifade ile halk yüzde altmış-yetmiş oranında yani üçte iki çoğunlukla dinî hassasiyet kazanmadan, iktidara talip olunmaması tavsiye edilmektedir.” Dikkat eder misiniz, nasıl da “parti”yi “halk”a çevirmiş. Oradan oraya nasıl geçiliyor! Resmen metni göz göre göre tahrif ediyor. Okuduğumuzu anlamıyoruz ya nasılsa!

6- Yine bir makaleden alıntı: “Cümle yapısından, bu şartın, her ikisini de kapsadığı ve bilinçli olarak mutlak bir ifade kullanılarak herhangi birine tahsis edilmediği görülmektedir.” Cevaben deriz ki: Onu sen öyle anlamak istiyorsun!

7- Yine bir makaleden alıntı: “Burada dikkat çekmek istediğim husus; sosyal hadiseler, belli kanun ve kurallar dairesinde cereyan ederler. O kurallara uymak gerekir. Bediüzzaman Hazretleri, dindarlar açısından, siyasetle ilgili çok önemli bir kuralı ortaya koymuştur.” Üstad böyle bir kural koymamış! Kendi kuralını Üstad’ın kuralı diye ortaya atıyor ve vehmî bir kurala uymamakla oluşan manevî baskıyı da yine sen oluşturuyorsun! 

8- Hak namına, hakikat neredeyse sahip çıkmak (nerede ve kimin elinde olduğu önemli olmadığı) iddiasında bulunuluyor değil mi? Pekala.. “Chp’nin küçücük din lehindeki tavrını hak namına ve hakka yönlendirmek için övüyor, tasvip ediyor ve dahi sahipleniyoruz” deniliyor değil mi? Tamam.. Peki velev ki perdeyi yırtmamak maslahatı için bile bu tarz-ı hareket kabul edilebilir görülse dahi (ki Chp’nin bu tür şeyleri yapma sebebinin, aslında büyük oranda ve ihtimalle din üzerinden prim yapma iki yüzlülüğü olduğunu çok insan bilir ve tahmin eder) Peki bu durumdaki bir parti bile hüsn-ü zannınızı ve taraftarlığınızı hak ediyorken, kendisi beş vakit namaz kılan dindar bir başkanı bulunan ve bir sürü din lehinde icraat ve sözleri bulunan bir parti acaba neden o güzel hüsn-ü zannınızdan istifade edemez de, hemen “ama onlar dini siyasete alet ediyor, samimi değiller” ithamına maruz kalır ve yerden yere vurulur!

Dini siyasete alet etmemek ve samimi olmak için dindar olmamak mı gerekiyor! Veya dindar birinin inancını dile getirmesi bile nazarınızda hemen, o inancını bir şeylere alet ettiğine delil oluyor!?

Chp’yi bilirsiniz. Temel özellikleri her şeye karşı çıkmak ve yapılan hiç bir güzel, iyi, faydalı icraati görmemektir.. Bu tutumdan bu tarz düşünceye sahip olanları ayıran net çizgi nedir? Pratikte hiç bir farkı görünmüyor. Fonksiyonel olarak da aynı görünüyor.. En son ne zaman Akp’nin yaptığı doğru, güzel, faydalı hangi icraati övüp sahiplenmiş bu tarz düşünceye sahip olanlar acaba? Bu durumda “biz onlardan farklıyız ve farklı sebeplerle ve hak namına böyle hareket ediyoruz” iddiasının tutarlılığı, dayanak noktası ve samimiyeti kalmıyor.. Kusura kalmayın. Buradan öyle görünüyor..

Netice olarak, birilerinin hep “Halkın %60-70’i hakiki mütedeyyin..” olmadıkça” olarak anlamakta ısrar ettiği Risale-i Nur’da geçen cümlede aslında “%60-70’i hakiki mütedeyyin..” ifadesi geçtiğinden ve o cümlede partiden bahsedilen bir cümle olduğundan, bu %60’dan kastedilenin partinin %60’ı olduğunu düşünüyoruz. Yoksa toplumun değil. Diğeri oldukça ütopik bir hayal görünüyor.. Ahirzamanda %60’ı tam dindar olan bir toplum!?

Bu cümleyi böyle algılamaya ve algılatmaya ısrarla çabalayanlar, gelecek her hükümet ve partiye karşı çıkacaklar ve çıkmaktadırlar da. Burada ciddi bir yanılgı yoksa dehşetli bir kasıt ve plan söz konusudur.

Oyun ve tuzak burada işte buradadır: Olmayacak bir şart koşup gelen hiç bir müspet partiye destek verdirmemek. Şeytanî bir plan bu.  

İşte biz de yazımızda bunu deşifre ettik. Lütfen bu şeytanî planın oyununa artık gelmeyelim!

Yazar: Ediz Sözüer

Ediz SÖZÜER 1974, Ankara doğumludur. Gelir İdaresi’nde Gelir Uzmanı olarak görev yapmaktadır. “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur Eğitim Programı”, yazarın ilk etapta internet ortamında ücretsiz olarak yayınlanarak daha sonra basılmış ve tüm çalışmalarının üzerine bina edildiği temel ve kaynak kitap çalışmasıdır. Deneme mahiyetinde kaleme aldığı Risale-i Nur izah metinleri ve Risalehaber sitesinde makale yazmakla başlayan yolculuğu, Risale Akademi’de sunulmaya başlanan görsel destekli ve akademik temelli “Tabiat Risalesi Açılımları Seminerleri”yle devam etti. Manevî bir ilim hazinesi olan Risale-i Nur eserleri içindeki Kur’ânî hakikatlerin insanlığa mal edilmesinde ve toplum olarak muhtaç olduğumuz zihinsel dönüşümün gerçekleşmesinde önemli bir katkıda bulunma kabiliyetinin bulunduğuna inandığı kitap çalışmasını, hep bir proje kıymetinde gördü. Tamamlanan kitap çalışmasını daha geniş kitlelere ulaştırmak için, bu çalışmanın üzerine bina edilerek hazırlanmış ve “görsel bir kitap” mahiyetindeki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nı iki haftada bir sürekli bir program olarak vermeye başladı. Ayrıca zaman zaman akademik eğitim faaliyetlerinde de “Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı” ve “Risale-i Nur İzah Çalışmaları” hakkında sunumlar gerçekleştirdi. 2018 yılında ise Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı'nın temel/kaynak kitap çalışması, din araştırma dalında "Altın Kalem Yazarlık Ödülü"ne layık görüldü. Kitap çalışması ve eğitim programının yazılı ve görsel tüm içerikleri, notere onaylatılmış muvafakatname ile her türlü serbest kullanım, basım ve yayım hakkı tanınmasıyla; başta Risale-i Nur’a, Kur’ân’a ve İslam’a gönül vermiş herkese ve tüm insanlığa mal edilmiştir. (Muvafakatnameye ana sayfadaki "Telif Hakkı Bildirisi" isimli menüden ulaşabilirsiniz) Bu çalışmalardan haberi olanlardan ciddiyetle istediği ve Risale-i Nur’a gönül vermiş insanlara samimiyetle ifade ettiği şudur: “Kıymetsiz ve önemsiz şahsıma değil, bu çalışmalar vesilesiyle Allah’ın bir nimeti olarak harika bir şekilde ortaya çıkan hakikatlere önem veriniz ve onlara sahip çıkınız. Sizden tek istediğim budur.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.