Dünyanın En Doğru Haberi
(Risale-i Nur Eğitim Programı-72)
Önemli Bilgilendirme: Şimdiye kadar Nurnet.org sitesinde yayınlanan ve 72. dersine kadar geldiğimiz Risale-i Nur Eğitim Programı yazı dizimiz, artık bundan sonra internet sitemizde yayınlanmaya devam edecek ve muhtelif platformlarda paylaşılacaktır. Sitemiz menülerinden erişebileceğiniz “Eğitim Programı Takdim ve Takip Bölümü” (Buraya tıklayabilirsiniz) ders videolarının kategorik ve sıralı olarak izleyebileceğiniz sayfadır. Eğitim programı derslerini yazılı olarak okumak içinse, eğitim kitabımızın sayfasından kitabımızı indirebilirsiniz. (Buraya tıklayabilirsiniz.) Hem ders videolarını izlemek, hem metnini okumak, hem de kullanılan görsel ve videoları birlikte görüntüleme imkanını bir arada sunan ve en ideal ve verimli eğitim metodu olarak tavsiye ettiğimiz “pekiştirme metodu”nu rahatça uygulayabilmek için kitabımızın görsel/interaktif versiyonunu indirebilirsiniz. (Lütfen buraya tıklayın.)
Risale-i Nur’un 10.Söz’ü olan Haşir Risalesi’nin 9. Hakikati içindeki yolculuğumuzun son durağına geldik. Geldiğimiz bu noktada rahatlıkla diyebiliriz ki, dirilişe engel olan hiçbir şey yoktur ve her şey, yani bu dünyanın varlığının tüm hakikatleri onu gerektirmektedir.
Kocaman dünyayı ve bütün kâinatı elinde kolayca çekip çeviren ve insana hizmetkâr eden muhteşem bir saltanatın, ilahlık hakikatinin ve sınırsız hâkimiyetinin; fâni ve devamsız, kusurlu ve sınırlı olan, mükemmel olmaktan ve mükemmelleşmekten çok uzak bulunan dünya ve dünyada cereyan eden faaliyetler ile kendini göstermesi ve bu yetersiz fâni dünya üzerinde bu ihtişamlı mükemmelliğin, güzelliğin varlığını devam ettirmesi uygun olmayacağından, elbette ona lâyık muhteşem ve ebedî, kusursuz, güzel, mükemmel bir başka mekân olmalıdır.
Bizler ise, burada o yeri kazanmak için çalışmaya davet edilmekteyiz. Bizi oraya mutlaka davet edeceğine, kendi katında yakınlık kazanmış kıymetli kulları ve hakikate ulaşmış istikametli akıllar ve kalpler de buna aynen şahitlik etmekle beraber, kendisi de bizzat hem vaad ediyor hem bu haberi önemsemeyenleri çok şiddetli tehdit etmektedir. Sözünde durmamak, aşağılık bir kişilik özelliğidir. Hem, tehdit ettiği hâlde yerine getirmemek, ya affetmekle ya da tehdidi yerine getirmekten aciz kalmakla mümkündür. Allah’ı ve âhireti mutlak bir surette inkâr etmek, affedilecek bir suç değildir ve sonsuz kudret sahibi O Zât’ın yanına, acizlik yanaşamaz.
İnkârın, neden hiç af edilemeyecek tek suç olduğunun izahı ise: İnkâr, tüm kâinatı ve içindekileri, kıymetsizlikle ve anlamsızlıkla ve boşu boşuna gayesiz olarak var olmakla itham etmektedir. Hâlbuki böyle görmek ve kabul etmek, tüm kâinata ve kâinatta faaliyeti görünen bütün ilahî isimlere dehşetli bir hakarettir.
Çünkü kâinat ve içindekiler, Allah’ın varlığına ve birliğine hem üstlendikleri vazifeler ile şahitlik edip delil olmakta, hem de ilahî maksatlara yönelik sayısız vazifeleri ile birlikte Allah’ı zikrederek ibadet etmektedirler. Bu durumda, inkâr basit bir fikrî tercih olmaktan çıkıyor. Kâinatın içindeki tüm yaratılanların ve bütün ilahî isimlerin hukukuna bir tecavüz, bir zulüm hükmünü alıyor. Bu hâliyle inkâr, insanın yaratılışını manen öyle bir şekilde bozuyor ki, bu dereceye gelen bir insanın, artık iyiliği ve hayrı kabul etmeye kabiliyeti kalmıyor. Bu sebeple de küfür ve inkâr, ayetin kesin hükmüyle, af edilemez bir suç oluyor.
Âhiretin varlığını tasdik eden peygamberler, evliyalar ve akıl ile hakikate giden tüm sağlam iman etmiş insanlar, hayatlarını doğru bildikleri bu hakikatlere vakfetmeleriyle, bu konuda söz sahibi uzman kişiler hükmündedirler. Hem de ispat edilen bir meselede tek bir ispatçı, binler inkâr edene tercih edilir. Çünkü yokluğun delili olmaz ve ispatlanmaz, hâlbuki varlığın delili olur ve ispat edilir. Bu iki noktadan, âhiretin varlığını tasdik edenler, meselenin delillendirilmesinde çok sağlam ve doğru kaynaklar hükmündedirler.
Eserde sonuç olarak şöyle denilmiştir: “Dünyada bundan daha doğru bir haber, daha sağlam bir dâvâ, daha zâhir bir hakikat olamaz.” Gerçekten de dünyanın gerçek mahiyeti anlaşıldığında, âhiretin hakikatinin, dünyanın hakikati kadar kesin ve açık olduğu anlaşılmaktadır. Nasıl ki bir tarla esas maksat değildir; tarlaya ekin ekilip tarlanın sürülmesinin hakikî maksadı, hasadın elde edilmesidir. İşte aynen bunun gibi, dünya bir tarla; mahşer ise ekilen tohumların biçileceği yerdir. Cennet ve Cehennem de, elde edilen hâsılatın, iyi ve kötü kalitedeki tüm ürünlerin işlenip saklanacağı, toplanacağı depolama yeridir.
Risale-i Nur Eğitim Programı’mızın “Öldükten Sonra Dirilişin ve Ebedî Hayatın Varlığının İspatı” isimli bölümünün bir parçası ve Onuncu Söz-Haşir Risalesi’nin 9. Hakikat”inin son kısmının izah metni olan yazımızda sunulan hakikatlerin tam olarak hissedilerek pekiştirilmesi için, eser metnini de içeren görsel destekli ders videosunu da aşağıdaki adresten izlemenizi tavsiye ediyoruz.
Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı-72 Ders Videosu: Dünyanın En Doğru Haberi)
Eğitim Programı Dersine Ait Kaynaklar:
“Öldükten Sonra Dirilişin ve Ebedî Hayatın Varlığının İspatı” Bölümünün YouTube Oynatma Listesi Adresi:
(Bu listede bölüme ait tüm ders ve fragman videolarını bir arada bulabilirsiniz.)
Prova Sahnesi Görsel/İnteraktif Kitap Sayfası: (Word ve Pdf formatında)
(Bu küçük kitap, Risale-i Nur Eğitim Programı’mızın bir parçasıdır ve programın “İman Hazinesinin Varlığını Delillerle İspatlamak” isimli ikinci ana bölümündeki altı adet “hakikatin”, “Ebedî Hayatın Varlığının ve Öldükten Sonra Dirilişin İspatı” isimli Beşinci Hakikatidir. Risale-i Nur’un Onuncu Sözü olan Haşir Risalesi’nin orijinal metniyle birlikte, eserin tamamının izah metnini içermektedir.)
