KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı'nın Bilim Felsefesini Oluşturmaya Katkıda Bulunmayı Hedefleyen Akademik Eğitim Faaliyetleri

Eğitimde Müspet Dönüşüm İçin Hangi Yöntem Gerçekçi ve Öncelikli?

Yorum bırakın

EĞİTİMDE MÜSPET DÖNÜŞÜM İÇİN HANGİ YÖNTEM GERÇEKÇİ VE ÖNCELİKLİ?

Sizlere müfredata uygun olarak ders kitaplarının tek tek müspet bir şekle dönüştürülmesi veya Risale-i Nur’un aynı şekliyle ders kitabı olarak okutulması talepleri hakkında çok önemli tespitler sunacağız. Bu çözümlemelerin hangi yöntemin gerçekçi, daha kolay ve çabuk uygulanabilir ve maksada ulaştırmakta etkili olduğunu en açık şekilde ortaya koymaya yardımcı olacağını ümid ediyoruz. (bu yazımızda ilk meseleyi ele alıp ikincisi için sadece kaynak metinler vermekle yetineceğiz)

Değerler eğitimiyle ve mana-yı harfi eksenli (bir yaratıcının varlığını kabul edip çözümlemelerini buna göre yapan bir eğitim yaklaşımıyla) ders kitaplarının yazılmasıyla ilgilenenlerin dikkatlerine özellikle arz ediyoruz.

Burada yazılanların ve kaynak olarak verdiğimiz yazıları, bizim bir dersin kitabını yazmadığımızı veya Risale-i Nur’un aynı şekliyle ders kitabı olarak okutulmasını da teklif etmediğimizi, içinde orijinal metnin de okutulduğu izah metin entegreli görsel destekli bir eğitim programını yani müfredatta yer almayan yeni bir şeyi teklif ettiğimizi nazara alarak okumanız gerektiğini vurgulayarak başlıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Risale Haberde yayınlanan ve TBMM Meclis Komisyonu’na verdiğimiz Risale-i Nur Eğitim Programı teklifi dilekçesi hakkındaki röportajda önemli bir sorunun çok kısa cevabı vardı. Soru şuydu:

“Ders kitaplarının tek tek müspet bir şekle dönüştürülmesi ve Risale-i Nur’un aynı şekliyle ders kitabı olarak okutulması hakkında ne düşünüyorsunuz?”

http://www.risalehaber.com/risale-i-nur-egitim-programi-tbmm-dilekce-komisyonunda-325390h.htm

Röportajdaki kısa cevabımız şöyleydi:

“Bu konuda iki temel durum tespitimiz var. O kadar önemli iki tespit ki, Risale-i Nur’un ve bu milletin istikbalini belirleyecek bir yol haritası ve bir “acil durum müdahale reçetesi” mahiyetinde.

Birincisi, çok sayıda ders kitabının mana-yı harfi ekseninde dönüştürülmesinin gerekli fakat zor ve zaman alıcı olması ve ayrıca imanî hakikatlerin tüm detaylarıyla anlatılmasının ancak müstakil bir ders programıyla mümkün olacağı gerekçesiyle; istenen maksadı karşılayacak, kolay ve ulaşılabilir bir hedef olarak tercihen din dersine entegre edilecek bir Risale-i Nur Eğitim Programı’nın üzerinde durulması gerektiği.   

İkincisi, Risale-i Nur’un ders kitabı olarak okutulması manasının ancak haricî bir eğitim kitabı ile gerçekleştirilebileceği. (bu ikincisini aşağıda adresini verdiğimiz kaynak yazılara ve özellikle “Risale-i Nur Nasıl Ders Kitabı Olarak Okutulabilir” isimli yazıya havale ediyoruz.)

Bu konunun detayları için https://goo.gl/7SyuwB adresindeki Risale Haber’de yayınlanan inceleme yazılarından oluşan “Eğitim Programı fikrî alt yapısı” bölümüne müracaat etmelisiniz. Aynı adreste Risale-i Nur Eğitim Programı resmi sunum dosyasına da ulaşabilirsiniz.” Ayrıca Risale Akademi’de sunulan “Risale-i Nur’un Eğitime Entegrasyonu ve Medresetüzzehra’nın Uygulamalı Bir Örneği” isimli ve Risale-i Nur’un ve bu milletin istikbalini belirleyecek bir yol haritası ve bir “acil durum müdahale reçetesi” mahiyetindeki seminer videosunu muhakkak izlemenizi istiyoruz: https://youtu.be/Jb8LYeEbzVo

Önemli Bir Ara Not ve Bilgilendirme: TBMM Meclis Komisyonu’na verdiğimiz Risale-i Nur Eğitim Programı teklifi dilekçesi hakkında komisyondan gelen olumsuz cevap, bu yazıdaki tespitlerin geçerliliğini etkilemez. Çünkü zaten komisyon talebimizin içeriğini reddetmemiştir. Bu konunun görev ve yetki alanına girmediğini belirterek, talebin ilgili idare nezdinde incelenmesinin daha uygun olacağını belirtmiştir. Bu durumda talebimize ilgisiz kalan bir idare söz konusu olduğundan, üst düzey icra makamlarına (tercihen Cumhurbaşkanı düzeyinde) ulaşılması gerektiği ortaya çıkıyor.  Böyle bir  görüşmeyi yapma imkanı olan birinin talebimizi doğrudan iletmesi ve teklif edilen eğitim programının şahsen görüşülerek sunulması gerekmektedir.Bu arada biz de başvurumuzu ilgili kurum nezdinde yenilemeyi uygun gördük ve Milli Eğitim Bakanlığına BİMER üzerinden yeni bir talep dilekçesi gönderdik.

Şimdi yukardaki iki maddelik kısa cevabı detaylandırıp bazı önemli tespitleri ortaya koymak istiyoruz. Tabi verdiğimiz kaynaklara yine muhakkak müracaat edilmeli. (burada yer veremediğimiz çok önemli tespitler var çünkü) Yukarda verilen adreste Risale-i Nur Eğitim Programı’nın resmi sunum dosyası da var. Bizim sizlerden istediğimiz ise “Eğitim Programımızın Fikrî Alt Yapısı” klasörünün içindeki Word dosyasındaki inceleme yazılarının içinde özellikle aşağıdaki başlıkların ciddi nazara alınması.

* Medresetüzzehra Hayali Nasıl Gerçekleşecek?

* Risale-i Nur Nasıl Ders Kitabı Olarak Okutulabilir?

* Medresetüzzehra’nın Uygulamalı Bir Modeli

* Risale-i Nur’un Topluma Takdimi ve Eğitim Müfredatına Entegrasyonunda Yöntem Tahlilleri

* Risale-i Nur Eksenli Din Dersi Kitabı Hakkında Çözümlemeler

Çünkü bizim özellikle yukarıdaki iki temel durum tespitimiz konusunda hala zihinler aynı yerde dönüp duruyor ve biz derdimizi bir türlü anlatamıyoruz, çünkü bu tespitler ciddiye alınıp okunma zahmetine katlanılmıyor. Sorun burada. Herkes kendi ezberini tekrar ediyor. (lütfen bu ifadelerimizden gücenme olmasın, çünkü hakikati ifade etmek zorundayız.)

Bizim bu konuda farklı bir yaklaşımımız var ve meseleye çok daha farklı bir yerden bakıyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse, özellikle Risale-i Nur eserlerine gönül veren birçok insanın aşağıda bahsettiğimiz hakikatleri nasıl olup da düşünemedikleri ve göremedikleri konusunda hayret ve şaşkınlık içinde kalıyoruz.

Din dersi kitaplarında imana dair ayrılan bölümler çok az olduğundan, mevcut müfredata uymaya kalkılmasının, iman hakikatlerinin neredeyse hiç anlatılmaması anlamına geldiğini vurguluyoruz ve bu durumda bir yardımcı/kaynak/tavsiye ders kitabı üzerinde durulabileceğini hep belirtiliyoruz. Bu müfredat zaten iman hakikatlerinin anlatılmaması için özel olarak inşa edilmiş olduğundan, bu çerçevede kalarak işe yarayacak bir şey anlatamaz ve yazamazsınız. Bunu net olarak ortaya koymak gerekiyor. Risale-i Nur’un ve bizim temel maksadımız, “imanı tahkikî yaparak kuvvetlendirmek ve kurtarmak”tır.  Mevcut müfredat paralelinde bu temel maksadı karşılayan bir ders kitabı yazmanın mümkün olmadığını düşünüyoruz. Çıkış noktası bağımsız, müstakil ve müfredatı kendinden olan detaylı, kapsamlı bir tek eğitim programı olabilir ancak. O da elimizin altında. Hemen, beklemeden uygulanabilir. Daha sonrasına ayrıca bakılır diyoruz.

Neden mevcut müfredat paralelinde bu işin yapılamayacağını somutlaştıralım: Okullarımızda sadece “din kültürü” dersi verildiğini, “din eğitimi” ve özellikle “iman hakikatlerinin aklî, mantıkî olarak ders verilmesi”nin söz konusu olmadığını biliyoruz. Örneğin bir orta öğretim din dersi kitabında 5-6 sayfada Allah’a iman gibi en önemli bir meselenin olabilecek en yüzeysel ve basit bir biçimde anlatıldığını görüyoruz. Biz ise müfredatta neredeyse hiç yer ayrılmayan ama en gerekli ve önemli bir alanda nitelikli ve alanında dünyada bir ilk olan çalışmalar sunuyoruz. Örneğin Allah’a iman hakikatinin mantık ve bilim zemininde akademik olarak ispatı, 150 küsur sayfada yapılıyor. Şimdi böyle bir içeriği mevcut müfredatın neresine yerleştireceksiniz? (Eğer ki böyle kapsamlı bir içeriğin vazgeçilmez bir ihtiyaç olduğunu düşünmüyorsanız ve daha azıyla da bu işin yapılabileceğini ve sonuç alınabileceğini düşünüyorsanız kesinlikle aldanıyorsunuz)

Din dersi harici derslerde ise (fizik, kimya, biyoloji vs.) talim terbiye kurulunun bir yaratıcıdan bahsetmeyi ve atıf yapmayı bile engelleyen katı kuralları da ayrıca önemli bir engeldir. Bu engel olmasa bile yine vurguluyoruz ki, akılları ve kalpleri tam tatmin edecek içerik ancak bağımsız bir derste verilebilir. Başka türlü olmaz. İman hakikatlerinin detaylı ve tahkikî olarak talim edilmesi gerekliliği buna manidir. Sizin mevcut şartlarda ve mevcut derslerin kitaplarının içinde kalarak yapabilecekleriniz, taşıma suyla değirmen döndürmek ve aç bir insanı yemek kırıntılarıyla doyurmaya çalışmaya benzeyecek ve nihai maksadına ulaşma imkanı asla bulamayacak ve verimli olamayacaktır. Talim terbiye kurulu sizi hiçbir konuda engellemese bile bahsettiğimiz realite buna engel olacaktır. İman hakikatlerinin gerekli içerikten taviz vermeden hakkıyla ve tüm detaylarıyla ancak ayrı bir derste anlatılabilir. Bunu artık görmek gerekiyor.

Bizim sizlere takdim ettiğimiz çözüm önerimiz hayat kurtarıcı bir acil müdahale reçetesidir. Artık daha fazla kaybedilecek zaman kalmadı. Erken bir kıyameti mi bekliyoruz? Dünyanın ne kadar ömrü kaldı ki zaten?

Biz müfredatta olmayan ve fakat çok gerekli ve önemli yeni bir içerik teklif ediyoruz ve önemli olan bunu fikir noktasında kabul ettirmektir. Şekil şartları önemli değil. Şekil şartları gereksiz yere sorun ediliyor. (İcra makamı “Bunu uygulayın ve şekil şartlarını ve müfredatı da buna göre uydurun.” diye talimat verdiği anda bu iş hallolur. Şekil şartları ve müfredat denen şeylerin de gökten inmediğini, insanlar tarafından oluşturulan şeyler olduğunu düşünelim.)

Medresetüzzehra’nın Uygulamalı Bir Modeli Hayat kurtarıcı acil müdahale reçetesi niteliğindeki çözüm önerimiz ve çok boyutlu bir eğitim projesi olan, görsel destekli ve akademik nitelikli Risale-i Nur Eğitim Programı’mızı Medresetüzzehra’nın prototip (fakat maksadı tam karşılayan ve okullarda okutulmaya layık) bir uygulaması olarak her türlü incelemeye açık olarak www.risaleinuregitimprogrami.com adresinde sunmaktayız.

Biz demiyoruz ki ders kitapları mana-yı harfi eksenli olarak dönüştürülmesin. Bir taraftan bu çalışmalar sürerken diğer taraftan çok daha kolay ulaşılabilecek bir alternatife, yani çabuk ve etkili sonuç verecek ve imanı kurtarma temel maksadımızı tam karşılayacak müstakil bir programa odaklanılsın ve öncelik verilsin diyoruz. Bunu kabul etmek ve anlamak hiç de zor olmamalı. Bir fizik kitabını din dersine dönüştüremez ve imanî meseleri tüm detaylarıyla o dersin içinde veremezsiniz. Kapsamlı ve içerikten taviz vermeden anlatmaya zamanınız yetmez. Zamanınız yetse öğrencinin iki yoğun içeriği birlikte almaya, sizin de anlatmaya takatiniz yetmez. Bunların ayrı bir derste tüm incelikleriyle anlatılması lazım. Ne yazık ki “soru işareti oluştursak yeter, açıkça Allah, yaratıcı demeye gerek yok” diyenler bile var.

Açık söylüyoruz: Zamanımızın ateizm, materyalizm ve gaflet karışımından oluşan dehşetli tahribatını küçük kırıntılarla ortadan kaldıramazsınız, tesirini kıramazsınız, bir gayr-ı müslimden farksız bir şekilde konuşan ve yaşayan şu yeni nesli kurtaramazsınız.

Hem  yüzlerce kitabı dönüştürmek ve kabul ettirmenin zorluğundan, hem diğer alternatifin buna nispeten faydası çok daha yüksek ve daha kolay uygulanabilir olmasından, hem de bütün kitaplar dönüştürülse bile kıyamete kadar bir temel ders programına hep ihtiyaç olacağından ve hali hazırda bir din dersi zaten olduğundan bu ders içinde veya tercihe bağlı bir seminer veya ders olarak sunulmasında herhangi bir yasal düzenleme gerekmeyeceğinden, tepki de uyandırmayacağından (bir din dersinde neden din anlatıyorsunuz diye kimse tepki koymaz, koyamaz da) ve zaten elimizin altında kullanıma hazır ve ihtiyacı tam karşılayacak bir program mevcut bulunduğundan, elbette bunu kabul ettirmeye odaklanmalı. Öncelik ona verilmeli.

Bu çalışma bir merkez gibi, emsal çalışmaların yolunu açacak, kabiliyetleri harekete getirecek ve bu işin nasıl yapılabileceği konusunda fikir ve hareket noktası olacaktır. Ve ona her zaman ihtiyaç olacaktır. Çünkü bu hakikatlerin müstakil olarak anlatılması gerektiği hakikati hiç değişmeyecektir.

Diğer önemli bir konu olarak, neden bir ekip ve heyet ile bu işi yap(a)madığımız meselesine gelince, aslında bu konuda çok söylenecekler var, yaşadıklarımız da bir hayli yekün teşkil ediyor. Sadece şu kadarını söyleyelim. Bizim çalışmalarımızı şahsî bir gayretle ortaya koymamız kendi özel tercihimiz değildi. Bu çalışmalar ortaya çıkmadan önce, çıkarken ve sonrasında çok sayıda kişi ve kuruma, vakfa vs. ulaştık. Bir ekip kuruldu da biz içine dâhil olmadık değil yani. Hatta ilk başlarda sadece bu konuda neyin nasıl yapılabileceği konusunda insanlardan fikir ve katkı istedik. Ve bizim ne böyle bir çalışmayı kendi başımıza yapma, ne de buna liyakat ve kabiliyetimiz olduğu konusunda bir düşüncemiz dahi yoktu. Bu konuda öneri düzeyinde dahi ciddi fikir üretecek insanlar ortaya çıkmadığı için, belli bir süre sonra biz bazı deneme metinleri yazmaya koyulduk. Ve daha sonra çoğu zaman plansız bir şekilde birden ortaya çıkan bir fikrin üzerinde çalışılarak gelişti ve şimdiki halini aldı. Fiilî dua etmek, ciddî talep etmek, herkesten fazla muhtaç ve arayışta olmak ve itiraf etmemiz gerekirse şartlarımızın ve kabiliyetimizin ancak bu şekilde bir hizmete müsait olması gibi sebepler bu çalışmaların ortaya çıkmasına zemin hazırladı. Yoksa hiçbir yönden bir imtiyazımızın olmadığını biz çok iyi biliyoruz.

Açık söylemek gerek belki, bu zaman zarfında çeşitli ortamlarda ve eğitim toplantılarında bırakın birlikte ekip olmayı, moral ve şevki ve ümidi korumak yolunda mecburen kendi başımıza ne yapabiliyorsak onu yapmamızın zarurî olduğu tarzdaki fikir ve kişilere rast geldik. (Herkes böyle demiyoruz tabi) Bunların çok detayı var. Herkesle birlikte çalışılamıyor. Birkaç istisna haricinde (onlar da gerekçe belirtmeden irtibatı kopardılar) kimse de ciddi olarak birlikte çalışmayı talep ve teklif etmedi. Ayrıca çok uygunsuz düşüncelere sahip insanlar da gördük ve bu tarz düşünenlerle zaten bir araya da gelemezdik. Çok kısa bahsedelim. Mesela doğrudan Allah, yaratıcı demeyi mahsurlu görüp soru işaretleri uyandırsak yeter diyenler mi istersiniz, faili meçhul cümleleri faili mevcut cümlelere dönüştürmekle yetinip bilinçaltı mesajlarla tepki uyandırmadan ders kitapları yazılmalı diyen mi istersiniz, ha bir de Risale-i Nur ve Bediüzzaman kelimelerinin kullanılmasını, bu konuda önyargı ve tepki var gerekçesiyle uygun görmeyenler mi istersiniz? Daha neler neler… Biz bu çalışmayı birçok yere hem teklif hem haber ettik, hem de gelen teklifleri (mesela bir araya gelip çalışmamızdan yararlanıp bir din dersi kitabı yazılması teklifini) kesinlikle geri çevirmedik fakat nedeni belirsiz bir şekilde kendileri irtibatı kopardılar gerekçe belirtmeden. Bunun detayları bizde. Tabii yalnız bırakıldıktan sonra da neden ekiple yapmadınız denilmez, hem şahs-ı manevi olsun isteniyorsa destek olunsun veya geliştirilmesi gereken noktalar varsa bir araya gelinip üzerinde çalışılsın. Biz buna kapalı olmadık ki. Fakat bazı prensipler konusunda ısrarcı olduk, onlardan önemli bir tanesi bu hakikatlerin tüm detaylarıyla ve içerikten taviz verilmeden sunulması, diğeri de hazır bir çalışma varken onun üzerinde durulması idi.

Kitabımızın tamamının görsel sunumlarla 42 saatte seminerleştirilerek sunulması nedeniyle bu çalışmayı eğitim programı olarak takdim ettik. Esasında amatör bir çaba ve heyecanla ve mütevazi hedeflerle başlayan fakat maksadı karşılama noktasında gerek metin, gerek görseller yönünden beklentimizin üstünde bir netice aldığımızı ve temel maksadımız olan imanı kurtarmak maksadını tam ve mükemmel karşılayacak bir kabiliyet gördüğümüz ve ayrıca çalışmanın içindeki hakikatlerin kıymetine uygun bir ciddiyetle bakılması için eğitim programı tabirini kullanmayı uygun gördük.

Şimdi bu çalışmalar ortaya çıkmış, gelişmiş ve kullanıma hazır hale getirilmiş. Biz bir ders(in) kitabı(nı) yazmadık. Teknik şekil şartları da bizim işimiz değil zaten. Önemli olan maksadı karşılayacak kabiliyette olan bir esas metnin ve içeriğin ortaya çıkmasıdır. O da hazır. Başka derslerin kitaplarının yazılması ayrı işler. Bizden istenilmez. Biz temel maksad olan iman kurtarma maksadımızı karşılama kabiliyetinde şüphe olmayan bu hazır çalışmanın hemen vakit kaybedilmeden servis edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bize bir ekip içine girmemiz teklifleri çok yersiz olur. Çünkü maksad örneğin bir pasta yemekse şayet, biz diyoruz ki bakın büyük emekle hazırlanmış ve servise hazır bir pasta var. Gelin birlikte yiyelim. Bize denilse ki (sanki o pasta hiç yokmuş gibi yok sayılarak ve ilgi gösterilmeden) biz 3-5 kişi mutfağa girelim ve sıfırdan dışardan yeniden malzemeleri alalım ve pasta yapalım. Bu konuda elbette bizim buna ne imkânımız olur, ne de bunu uygun görürüz. (biz böyle manasız tekliflerle karşılaştık o nedenle paylaşıyoruz) Maksad pasta yapmak ve yenilmesi için servis etmekse, alın hepimizin malı gibi kullanalım ve servis edelim işte. Ne bekliyoruz ki? Değil mi?

Fakat dediğimiz gibi biz müfredatta yer verilmeyen yeni bir şey talep ediyor ve sunuyoruz. Esas olan bu içeriği kabul ettirmektir. Müfredata uygun olması veya uydurulması talebi manasız ve imkânsız olur. Önemli olan kullanılacak ana metnin sağlam olarak ortaya çıkmış olmasıdır. Ders kitapları noktasında değil fakat Risale-i Nur Eğitim Programı noktasında ana metnimiz ve görsel materyallerimiz hazırdır. Bunun teknik anlamda eğitim kitabı formatında tasarımının yapılması meselesi ise bizim işimiz değil ve sorun olarak görülecek bir şey de değil. (ayrıca bu şekliyle bile kullanılabilir yeterlilikte zaten)

Tekrar özellikle çözümlemek istediğimiz ana konumuzla yani “mevcut müfredata bağlı kalarak ders kitapları yazılması” meselesi ile ilgili bir kıyaslama yapmak istiyoruz. Şimdi “mevcut müfredata uygun içerik üretmemiz lazım ki kabul edilsin, ancak böyle bir hareket tarzı gerçekçi olur” deniliyor. Biz ise yukarda çok yerlerde ifade ettiğimiz gibi farklı düşünüyoruz ve mevcut müfredata uygun ve mana-yı harfi eksenli içerik üretilebileceğini ve ders kitabı yazılabileceğini ve bu kısıtlayıcı çerçevede üretilecek ders materyalinin iş göreceğini zannetmenin gerçekten çok uzak düştüğünü söylememiz lazım. (biz bu manada üretilen bir din dersi kitabını inceledik, klasik bir din dersi kitabından fazlasını verebilecek içeriğin yanından bile geçmiyordu, demek bu iş böyle yapılamıyor)

Çok merak ediyoruz acaba yaratıcıdan bahsedilmesine imkân vermeyen kurallarla (din dersi haricindeki kitaplar için geçerli talim terbiye kurallarıyla) ve Allaha imana 5-6, altı iman esasına 30 sayfadan fazla yer ayırmayan bir orta öğretim din dersi müfredatına bağlı kalarak nasıl ve ne şekilde bir din dersi kitabı (veya diğer derslerin kitaplarını) yazmayı düşünüyorsunuz ve bu şekilde yazılacak kitaplardan bu milletin ne gibi bir fayda temin edeceğini düşünüyorsunuz? Gelin bunu açıkça ortaya koyalım.

Demek istiyoruz ki, ders kitaplarındaki bazı mahsurlu ve faili meçhul ifadeleri dönüştürme işinden meded umuyorsanız veya “biz soru işareti uyandırsak yeter, açıkça yaratıcı ve Allah demesek de olur” fikrini benimsemişseniz, emin olunuz ki bu iş “temelleri yıpratılmış bir binanın odalarını süslemekten” veyahut “kökleri çürütülen bir ağacın dal ve yapraklarını ilâçlamaya çalışmaktan” fazla bir şeye benzemeyecektir.

Ders kitaplarındaki üslubun değiştirilmesine, dönüştürülmesine biz de taraftarız. Ancak bunlar üstü kapalı ve alttan alttan mesaj vermek tarzında olmamalı. Gerekçeleriyle ve sağlam bir mantık kurgusuyla altı doldurularak takdim edilen bir bilim yaklaşımıyla yapılmalı. Yoksa asıl bu tarzın tepkilere ve sıkıntılara sebep olacağına inanıyoruz. Asıl bu sefer denilecek ki “işte bakın öğrencilerin (masum gençlerimizin, çocuklarımızın) gizlice bilinç altlarına işleyecek mesajlar vererek çocuklarımızın beyni yıkanmaya çalışılıyor ve üstü örtülü, gizli bir din propagandası yapılıyor!” Hatta bu iş (sadece ve müstakilen bu işle sınırlı kalırsa) taşıma suyla değirmen döndürmeye benziyor. Tahribatın büyüklüğü ve çok boyutluluğu karşısında böyle basit tedbirler, (üzülerek ifade ediyoruz ki) tamamen faydasız olmamakla beraber, çok basit ve yetersiz kalacak ve imanların kurtulmasına ve tahkikî yapılmasına sebep olmayacaktır. Bunu öngörmek çok zor olmasa gerek diye düşünüyoruz. Eğer böyle detaylı ve kapsamlı bir iman yüklemesi zaruri ve vazgeçilmez bir ihtiyaç olmasa idi, Üstadımız Bediüzzaman 6000 sayfalık bir eseri neden ortaya koydu?

Açıkçası şahsım adına bir eğitim projesine veya ders kitabına bir Risale-i Nur talebesi olarak şu gözle bakar ve değerlendirme altına alırım: Risale-i Nur’un ve bizim temel maksadımız, “imanı tahkikî yaparak kuvvetlendirmek ve kurtarmak”tır.  Bu temel maksadı karşılayabilir kabiliyette ve uygulanabilir bir çözüm önerisi mi değil mi? Buna bakarız. Sadece uygulanabilir olması da yetmez. Maksadı karşıla(ya)mıyor ise hiç anlamı yoktur gözümüzde.

Soruyoruz: Mevcut müfredat paralelinde yazılacak ders kitapları imanı tahkikî seviyeye çıkartacak mıdır, namazsız insanları namaza başlatacak kadar kuvvetli bir iman verebilecek midir? Böyle bir içeriğe sahip olabilecek midirler? (soru işaretleri uyandırmanın ötesine geçip, menfî tabirleri ortadan kaldırıp faili mevcut cümlelerle bilinçaltı mesajlar vermenin haricinde bir çizgiye geçip hakikati tüm detaylarıyla talim ve ders verebilecek midir)

Eğer bu sorumuza olumlu cevap veremiyorsanız, teşebbüsünüz iş görmeyecek ve bir şeye de yaramayacak demektir. O halde bu açık gerçek karşısında oyalanmanın da, milleti oyalayıp ümitlendirmenin de hiçbir manası yoktur diye düşünüyoruz.

Çıkış noktası bağımsız, müstakil ve müfredatı kendinden olan detaylı, kapsamlı bir tek eğitim programı olabilir ancak. O da elimizin altında. Hemen, beklemeden uygulanabilir. Daha sonrasına ayrıca bakılır.

Diğer taraftan “en büyük hile, hilesizliktir” düsturunu rehber alarak, tamamen şeffaf ve ortada olan bir hizmet ve eğitim faaliyetinde bulunarak, aslında potansiyel muarızları, karşıt grupları baştan etkisiz hale getirmiş olursunuz. Bilirsiniz ki, nifak ve ikiyüzlülük ile iş gören bir fesat şebekesi her zaman iş başından eksik olmuyor. Gizlilik, hile ve şüpheyi hissettirir, cehalet veya kasıt sebebiyle din karşıtlığı yapan insanların eline koz verir, tecavüzlerine haklı bir gerekçeyi ellerine koz olarak verir. Misal olarak “Değerler Eğitimi adı altında Said Nursi’nin kitaplarını okutuyorlar” diye yayın organlarında kara propaganda yapılıyor. Aynen bunun gibi aslında tepkili ve önyargılı kesimin çoğu nifakla ve bu tür bahanelerle saldırmayı tercih edeceğinden ve işe “biz de müslümanız, ama bunların maksadı başka” üslubuyla tepkilerini ortaya koyduklarından, bu tarzdaki (ya cahil veya kasıtlı) kişilerin hilelerini boşa çıkarmanın en tesirli yolu, hile ve gizliliği, üstü kapalılığı vs terk etmek olacaktır.

Çünkü doğru ve gerekli bir iş yapıyor ve “başka bir maksadınız” da yoksa, faaliyetlerinizi neden gizli ve üstü kapalı yapacaksınız ki? Bu işin adını koyarak muhaliflerin silahlarını ve itiraz gerekçelerini kökünden ortadan kaldırabilirsiniz. Örneğin “Risale-i Nur Eğitim Programı” adı altında bir ders koyarsanız, kimse bu derste “Said Nursi’nin kitapları okutuluyor” diye tepki gösteremez, bu gayet doğaldır çünkü. Hem ayrıca nasıl ki “fizik” kelimesini kullanmadan ve kitabın kapağına koymadan “fizik dersi” verilemezse, “Risale-i Nur” kelimesini kullanmadan ve kitabın kapağına koymadan ne “Risale-i Nur ders kitabı” olabilir, ne başka bir şey. Halbuki, önyargılı ve tepkili olanların tepkisini ortadan kaldıracak ve kıracak hatta taraftar edecek olan, akademik tarzdaki Risale-i Nur eğitim faaliyetleri çalışmalarıdır. Hem ayrıca tekrar vurguluyoruz, din dersinde din anlatıyorsunuz diye kimse size kızmaz, şikayet de etmez, hakkı da yoktur. Burada üzerinde durulması gereken asıl nokta, çekinilen tepkiler değil, kullanılacak üslup ve takdim tarzıdır ve bu çok önemlidir.

Şimdi hangisi daha gerçekçidir acaba diye soruyoruz. Mevcut müfredat paralelinde çok sayıda kitabı uzun zamanda, çok zahmetle ve fakat az faydayla ve esas maksada ulaştırmayacak düşük bir verim ile ortaya çıkarmaya çalışmak mı? Veya müfredat ve mevzuat engelleriyle ve toplumsal tepkilerle mücadele etmek gibi daha da zorlu bir yolu tercih etmek mi? (ki bu engeller aşılsa bile başka bir dersin kitabında iman hakikatlerine sınırlı yer ayrılabilir, bu da imanı tahkike çıkartmaya yetmez, bu yol burada yine tıkanıyor)

Yoksa bu faydası az, gerçekleştirilmesi çok daha zor ve zaman alıcı yollar yerine, esas maksadı tam karşılayacak kabiliyette bir çalışmayı nokta hedef olarak belirleyip, önceliği buna vererek, herhangi bir mevzuat ve müfredat değişikliği şartına da bağlı olmadan, tercihe bağlı olarak okutulacak bir eğitim programı olarak kabul ettirmeye çalışmak mı daha gerçekçidir? Hangisi daha etkili ve çabuk ulaşılabilir bir alternatif olarak görünüyor? (her ne kadar bunu da gerçekleştirmek ve kabul ettirmek kolay değilse de, diğer alternatiflere kıyas ederek karar verin lütfen)

Netice olarak: İman hakikatlerinin içeriğinden ve tüm detaylarıyla ve sağlam bir mantık kurgusu içinde anlatılmasından taviz vermemek noktası çok önemlidir. Yoksa temel maksadımız olan “imanı tahkikî yaparak kurtarmak” gerçekleşemez. Öyle olunca da ortaya koyulacak çalışmaların bir kıymet ve anlamı kalmaz.

“Gerçekçi olan”, ne kadar zor da olsa (kaldı ki diğer alternatiflere nispeten uygulanması daha da kolaydır) maksadımıza ulaştıracak olan “İman hakikatlerinin tüm detaylarıyla ve sağlam bir mantık kurgusu içinde anlatılması”na odaklanmak ve onun gerçekleşmesine çalışmak ve ondan asla taviz vermemektir. Allah’ın rızası da gerçek muvaffakiyet ve netice de buradadır.  

Reklamlar

Yazar: Ediz Sözüer

Ediz SÖZÜER 1974, Ankara doğumludur. Gelir İdaresi’nde Gelir Uzmanı olarak görev yapmaktadır. “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur İzah Metinleri”, yazarın internet ortamında ücretsiz olarak yayınlanmış ve tüm çalışmalarının üzerine bina edildiği temel ve kaynak kitap çalışmasıdır. Deneme mahiyetinde kaleme aldığı Risale-i Nur izah metinleri ve Risalehaber sitesinde makale yazmakla başlayan yolculuğu, Risale Akademi’de sunulmaya başlanan görsel destekli ve akademik temelli “Tabiat Risalesi Açılımları Seminerleri”yle devam etti. Manevî bir ilim hazinesi olan Risale-i Nur eserleri içindeki Kur’ânî hakikatlerin insanlığa mal edilmesinde ve toplum olarak muhtaç olduğumuz zihinsel dönüşümün gerçekleşmesinde önemli bir katkıda bulunma kabiliyetinin bulunduğuna inandığı kitap çalışmasını, hep bir proje kıymetinde gördü. Tamamlanan kitap çalışmasını daha geniş kitlelere ulaştırmak için, bu çalışmanın üzerine bina edilerek hazırlanmış ve “görsel bir kitap” mahiyetindeki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nı iki haftada bir sürekli bir program olarak vermeye başladı. Ayrıca zaman zaman akademik eğitim faaliyetlerinde de “Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı” ve “Risale-i Nur İzah Çalışmaları” hakkında sunumlar gerçekleştirdi. Bu çalışmalardan haberi olanlardan ciddiyetle istediği ve Risale-i Nur’a gönül vermiş insanlara samimiyetle ifade ettiği şudur: “Kıymetsiz ve önemsiz şahsıma değil, bu çalışmalar vesilesiyle Allah’ın bir nimeti olarak harika bir şekilde ortaya çıkan hakikatlere önem veriniz ve onlara sahip çıkınız. Sizden tek istediğim budur.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.