KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı'nın Bilim Felsefesini Oluşturmaya Katkıda Bulunmayı Hedefleyen Akademik Eğitim Faaliyetleri

Demokrasiye Küfür Rejimi Demek Çok Önemli Bir Kategori Hatasıdır

Yorum bırakın

DEMOKRASİYE KÜFÜR REJİMİ DEMEK ÇOK ÖNEMLİ BİR KATEGORİ HATASIDIR
 
Öncelikle demokrasi, padişahsız meşrutiyettir. (yani temel farkları budur.) Demokrasinin kökleri meşrutiyettedir. Demokrasiyi inkâr etmek isteyen, ya meşrutiyeti de inkâr etmeli veya bu açık gerçeği görmelidir. Bu açık gerçek görüldükten sonra ise, “meşru” (şeriat dairesinde) kaydıyla padişahsız bir yönetimin (yani meşru demokrasinin) aynı manayı (Bediüzzaman’ın kabul ve müdafa ettiği meşruta-yı meşrua’dan) daha mükemmel bir şekilde karşıladığını fark edeceksiniz.
Demokrasiye küfür rejimi demek, çok önemli bir kategori hatası yapmaktır. Ve televizyondaki bir programda inkâr sözleri işittiğinizde, televizyona küfür aleti veya kâfir demekten farksızdır. Çünkü nasıl ki televizyon bir cihazdır ve cihazların dinî inançları olmaz. Hangi programı yüklerseniz onu gösterirler. Aynen bunun gibi, demokrasi de bir yönetim sistemidir. Yönetim sistemlerinin dinleri olmaz. Küfre girmez, imandan çıkmazlar. Hangi temel kaideleri yüklerseniz ve nasıl uygulamalarda bulunursanız, (âdeta kabın şeklini alan su gibi) ona göre şekil alırlar.

Biz şeriatı kabul ve tasdik ediyoruz. İnsanlığın muhakkak o ilahî kanunlara ihtiyacı vardır. Ancak onları kabul ve tasdik etmekte insan hürdür. İradesiyle buna karar verir ve vermelidir. İşte istenen sonucu verecek de yine demokrasidir, başka bir şey değil, biz bunu diyoruz. Şimdi “Ümmetin hâkimiyet hakkı yoktur ve yasa koyma hakkına da sahip değildir!” şeklindeki deli saçması hezeyanlara mükemmel bir cevap içeren bir yazıdan bölümler paylaşacağız:

“… karar vermeyi yani tercih etmeyi ve uygulamayı insana vermediğiniz zaman imtihan ortadan kalkmış olur. O zaman da insan mesul olmaz. İşte burada biz de diyoruz ki; ‘Hiyerarşinin en üst noktasına beşer iradesini koyan bir rejim’ tam da İslâmi bir rejimdir. Onun adı da demokrasidir. Yani her aşamada (yöneticilerin seçilmesinde, seçim şeklinde, seçilen yöneticilerin ülkeyi yönetmesi için oluşturulacak yasaların yapımında) insan iradesinin öne çıkarılması Allah’ın imtihan için bir tercihidir. Elbette insan önce iman etmeye karar verecektir, karar verdikten sonra da iman edecektir, iman ettikten sonra ise inandığı dinin emirlerini hayatında tatbik etmeye çalışacaktır. Bütün bu aşamalarda hür olmalıdır ki, mükâfat veya mücazat görsün. Bunu takviye için Üstadımız şunu söylemiştir. ‘Hürriyet Rahman’ın hediyesidir.’ Yoksa ‘herkesin buna uyması emir ve cebir ile sağlanmalı’ hükmü ve tarzı ortaya çıkar ki, böyle anlayıp uygulayanlar ise biz biliyoruz ki DAEŞ’tir, El-Kaide’dir. İslâmî sisteme aşama aşama geçilecektir ve bu da zorla değil, ikna ve ispat yoluyla olacaktır. Demokrasi içerisinde kalınarak olacaktır. O sistemin de şekli bellidir. Üstadın Sünuhat isimli eserinde izah edilmiştir. O da iki Meclisli bir sistemdir. Seçimle gelen cumhurbaşkanı ve seçimle gelen Millet Meclisi ve bunların müftüsü durumunda “Yüksek İslâm Şurası”dır. Birinci meclis (parlamento) bugünkü gibi kanunları yapar ama ikinci meclis ise müftü makamındadır, fetva verir. Kanunların İslâm’a uygunluğunu tartışır ve sonuca bağlar. Ama bağlayıcı değildir. Son irade milletindir ve onun misal-i mücessemi (somut bir aynası) olan meclisindir. İsmin önemi yoktur, önemli olan uygulama şeklidir.” (Sn. Nurettin Huyut’un yazısından alıntıdır.) 

Diyorlar ki: “Batılı siyaset bilimcileri bile demokrasinin bir ideoloji olduğunu söylüyorlar.”

Buna karşılık deriz ki: Böyle bile olsa, kendi kavramlarımızı nasıl tarif edip üreteceğimizi onlar mı bize dayatacaklar? Bakınız, Evrim Teorisi de bilimsel olmaktan çok ideolojiktir ve ateist ideolojinin elinde bir alet olmuştur. Üstelik bilim adına ve bilimsel gerçek olarak sunulmuştur. Şimdi böyle diye biz bilimi ateist ilan edip, bilime düşman mı olalım? Kendi yaklaşımlarımızla bilim yapmayalım mı?

Bizim tarif, tatbik, tasavvur ettiğimiz ve yorumladığımız şekliyle, şeriat dairesinde hayat bulacak ve şeriat kaideleri ve temel ilkelerinin aynen kabul gördüğü bir “Meşru Demokrasi”de elbette diğer demokrasi uygulamalarındaki sorunlar söz konusu olmayacaktır.

Bir de şu var ki, şeriat kaidelerini tatbik etmemek ve uygulamamak, inkâr etmek manasına gelmez. Sadece (belki şartların öyle gerektirdiği düşünülerek veya ihmal edilerek) uygulanmıyor. Kişilerin bu konudaki olumlu-olumsuz itikadı ise kendi tercihleriyle ilgilidir. Devlet idaresine herhangi bir şekilde itikad noktasında temas etmez. (Zaten devlet denen şey soyut bir kavram olduğu ve dinen mükellef sayılan canlı bir insan olmadığı için, böyle bir şeyin pratikte imkânı yoktur.)

Esas itibariyle meşhur “Devletin dini, din-i İslâm’dır” ibaresini de, o devlette yaşayan topluluğun çoğunluğunun ortak kabullerinin bir ifadesi olarak tasavvur etmek gereklidir. Yani o devlette İslâm’ı kabul ve tasdik eden insanlarca, İslâm’ın sosyal hayata, devlet ve hukuk düzenine bakan temel kaide ve kurallarının uygulanmasının geniş ölçekli bir kabulünün ifadesidir. Elbette ideal olan da budur. Fakat bu konuda eksiklik veya aksaklıklar varsa, insanların itikadına ve yönetim sistemine kabahat bulmamalıyız.

Aynen televizyona kabahat bulmayan, sadece uygunsuz programların değişmesi gerektiğini bilen ve bunu da ancak bizlerin yapabileceğinin farkında olanlar gibi…

Not: “İnsanların itikadına kabahat bulmamalıyız” derken şunu kastediyoruz: Şeriat kaidelerini şahsen kabul ve tasdik ettiği halde, mevcut düzendeki bir partiyi tercih ederek oy kullanan birini, şirke ve küfre düşen biri olarak görmek saçmalığından bahsediyoruz. Yoksa elbette bir Müslüman ve bir mümin İslâm’ın şeriat kaidelerini kabul ve tasdik etmekle mükelleftir.

“Yönetim Sistemi” ile “Rejim” arasındaki farkı da iyi anlamak gerekli. (tabi “uygulamaları” da ayrı bir yere koymak gerek)

Bir araba motorunu düşünelim. Motoru bir araya getiren tüm parçalar bir sistem oluşturur. Ancak sistemin varlığı, arabayı çalıştırmak için yeterli değil. Arabanın çalışması için sistemi harekete geçirecek bir kurallar dizisine ihtiyaç var. Hareketi ilk hangi parça başlatacak? Piston mu, sübaplar mı, silindir mi? Hareketi kim devam ettirecek; hangi parça, kime ne zaman pas verecek? Bujiler yakıtı ne zaman ateşleyecek? Krank mili ne zaman devreye girecek?

Araba motoru hükümet sistemiyse, motorun çalışma mekanizması da rejimdir.

Hükümet sistemi, devletin gücünün hangi parçalara ayrıldığıyla ilgilidir; rejim ise bu gücün parçalar tarafından nasıl ve hangi yoğunlukta kullanıldığıyla.

“Ve sizi iğfal eden ve adliyeyi şaşırtan ve hükûmeti bizimle, vatana ve millete zararlı bir surette meşgul eyleyen muarızlarımız olan zındıklar ve münafıklar, istibdad-ı mutlaka “cumhuriyet” namı vermekle, irtidad-ı mutlakı rejim altına almakla sefahet-i mutlaka “medeniyet” ismini vermekle, cebr-i keyfî-i küfrîye “kanun” ismini takmakla hem sizi iğfal, hem hükûmeti işgal, hem bizi perişan ederek, hâkimiyet-i İslâmiyeye ve millete ve vatana ecnebi hesabına darbeler vuruyorlar.” Şualar ( 287 )

“Rejimi reddetmek ne vazifemizdir, ne de kuvvetimiz var ve ne de düşünüyoruz ve ne de Risale-i Nur izin veriyor. Fakat biz kabul etmiyoruz, amel etmiyoruz, istemiyoruz. Red başka, kabul etmemek başkadır, amel etmemek daha başkadır.” Kastamonu Lahikası ( 265 )

“Kabul etmiyoruz” ifadesini, bu uygulamayı ve yönetim sisteminin böyle kullanılmasını kabul etmiyoruz olarak anlamak gerek. Bir önceki paragraftaki ifadeler de hükmümüzü teyid ediyor. Yoksa aynı mantıkla cumhuriyet eşittir istibdat-ı mutlak demek lazım gelir. Halbuki değil.

Zaten yönetim sisteminin uygulama şekli olan rejim bile ifade edildiğinden (yani mesela laiklik, ifade edildiğinden -din-devlet işleri ayrımı olan tanımından- farklı olarak pratikte din düşmanlığı olarak uygulanıyor) farklı olarak irtidad-ı mutlak olarak kullanılıyor ki “rejim altına almakla” diyor. Yoksa “irtidad-ı mutlak olan rejim” demesi gerekirdi.

Ayrıca rejim, söylenildiğinden -mesela laiklik din-devlet işleri ayrımı olan tanımından- farklı olarak pratikte din düşmanlığı olarak uygulansa bile, bırakın yönetim sistemine, rejime bile dinden çıkmaktır denmez. Üstadımız da “irtidad-ı mutlakı rejim altına almak” diyerek uygulamaları kastetmiştir. Yoksa “irtidad-ı mutlak olan rejim” demesi gerekirdi. Yani bırakın yönetim sistemine, rejime bile o ibareyi (yani dinden çıkmaktır vs) kullanmıyor. (Evet, din işlerinin devlet işlerinden ayrılması rejimini kabul etmiyor ve pratikteki uygulamalarını ise kesinlikle tasvip etmiyor fakat yönetim sistemiyle asla bir derdi yoktur diyebiliriz rahatlıkla)

Evet, vurgulamakta fayda var: “İmtisâl etmemek (uymamak, tatbik etmemek), inkâr etmek demek değildir.” Uygulamadaki eksiklikler ve ihmaller ile istenen ideal şartlarda şeriat kaidelerine tam tamına uygunluğun olmaması, yönetim şeklini küfür rejimi haline getirmez. Devlet yine İslâm devletidir.

Şu anda kullanabileceğimiz İslamî bir yönetim sistemi yok. Demokrasiye karşı şeriatı savunanlar ve bu ikisini birbirine düşman zannedenler çok iyi bilmelidirler ki şeriat, yönetim sistemi değil, temel ilke ve kurallar bütünüdür. Bu nedenle “şeriatla yönetilmek” tabiri dahi yanlıştır. Ancak “şeriat ilkelerinin kabul gördüğü ve tatbik edilmeye çalışıldığı bir yönetim sistemi”nden söz etmek mümkün olabilir. (Bu manayı karşılayan ve özel olarak bunun için tasarlanmış, modern ve içinde bulunduğumuz zamanın ihtiyacını karşılayacak gelişmişlikte bir İslamî yönetim sistemi ise ortada görünmemektedir.)

Yönetim şeklinin ne ve nasıl olacağı ise İslamiyet tarafından ne tavsiye edilmiş, ne de ortaya koyulmuştur. Hatta ucu tamamen açık bırakılmıştır ki, kıyamete kadar içine girdiği kabın şeklini alan su gibi olan şeriat ilkeleri, her zaman ve mekânda hayat bulabilsin.

Hatta bu nedenledir ki, saltanat idaresinin İslamî olduguna dair fetvalarla Osmanlı devleti idare edilmiştir. (Tabi İslamiyetteki insan eşitliği göz ardı edilmiştir. Çünkü Peygamberimizin tabiriyle insanlar tarağın dişleri gibi eşittirler.) Yüzlerce yıl önceki padişahlık döneminin mevzuat ve yönetim sistemini de kullanacak da değiliz değil mi?

Bize günümüze hitap edecek bir yönetim sistemi alternatifi ve modeli ortaya koyamayan, şeriatın temel ilkelerinin aynen korunduğu ve uygulanacağı “meşru demokrasi” fikrimize de karşı çıkmamalı.

Detaylar için:

https://risaleinuregitimprogrami.com/2018/06/27/mesru-demokrasi-ruhu-seriattandir-hayati-da-ondandir/

Reklamlar

Yazar: Ediz Sözüer

Ediz SÖZÜER 1974, Ankara doğumludur. Gelir İdaresi’nde Gelir Uzmanı olarak görev yapmaktadır. “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur İzah Metinleri”, yazarın internet ortamında ücretsiz olarak yayınlanmış ve tüm çalışmalarının üzerine bina edildiği temel ve kaynak kitap çalışmasıdır. Deneme mahiyetinde kaleme aldığı Risale-i Nur izah metinleri ve Risalehaber sitesinde makale yazmakla başlayan yolculuğu, Risale Akademi’de sunulmaya başlanan görsel destekli ve akademik temelli “Tabiat Risalesi Açılımları Seminerleri”yle devam etti. Manevî bir ilim hazinesi olan Risale-i Nur eserleri içindeki Kur’ânî hakikatlerin insanlığa mal edilmesinde ve toplum olarak muhtaç olduğumuz zihinsel dönüşümün gerçekleşmesinde önemli bir katkıda bulunma kabiliyetinin bulunduğuna inandığı kitap çalışmasını, hep bir proje kıymetinde gördü. Tamamlanan kitap çalışmasını daha geniş kitlelere ulaştırmak için, bu çalışmanın üzerine bina edilerek hazırlanmış ve “görsel bir kitap” mahiyetindeki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nı iki haftada bir sürekli bir program olarak vermeye başladı. Ayrıca zaman zaman akademik eğitim faaliyetlerinde de “Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı” ve “Risale-i Nur İzah Çalışmaları” hakkında sunumlar gerçekleştirdi. Bu çalışmalardan haberi olanlardan ciddiyetle istediği ve Risale-i Nur’a gönül vermiş insanlara samimiyetle ifade ettiği şudur: “Kıymetsiz ve önemsiz şahsıma değil, bu çalışmalar vesilesiyle Allah’ın bir nimeti olarak harika bir şekilde ortaya çıkan hakikatlere önem veriniz ve onlara sahip çıkınız. Sizden tek istediğim budur.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.