KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı'nın Bilim Felsefesini Oluşturmaya Katkıda Bulunmayı Hedefleyen Akademik Eğitim Faaliyetleri

Biz Ne Sizin Aldığınız Bu Dersi, Ne de Üstadınızı Tanımıyoruz ve Reddediyoruz!

Leave a comment

(Bu Mailimizde birbiriyle irtibatlı ve birbirinin devamı olan üç yazımız paylaşılmıştır. En yeni yazı en baştadır.)

BİRİNCİ YAZI:

Biz Ne Sizin Aldığınız Bu Dersi, Ne de Üstadınızı Tanımıyoruz ve Reddediyoruz!

Bize Öyle Üstad Lazım Değil! Eksik Olsun!

Her türlü yanlış anlamaya müsait şu manasız ve hatalı cümleyi demeden edememişler!

Yani “Sesinizi Kesin, Ders Yapacaksanız Papağan Gibi Aynen Okuyun” Diyorlar!

“Binaenaleyh Risale-i Nur’u cemaate okumak nimetine mazhar olan kendisinden bir şey katmadan mübelliğ-i Nur olmalıdır.”

https://www.nurdanhaber.com/tr-tr/haberler/82998/husnu-agabey-ve-nur-cemaatlerinin-musterek-lahikasi/

Bu ne şimdi?

Bu izah karşıtlığı ile fikir ve düşünceye ve onun sözlü ve yazılı ifadesine ve ilme düşmanlık edilmiş olmuyor mu?

Böyle bir tavra ve hatalı bir yaklaşıma, 1400 yıllık İslam ilim kültür mirasının hangi safhasında rastlanmış?

“Sen kendinden bir şey katmadan, geçmiş alimlerin kitaplarını aynen oku!” denseydi genç Said’e ve o da bunu sadakat namına emir telakki etme gafletine düşseydi, o izahını yasak ve ayıp ve hainlik gösterdiğiniz Risale-i Nur nasıl vücuda gelecekti???!

Ama tabi İslam adına yazmak ve söylemek ve ilim üretim faaliyeti yalnızca tek bir kişinin tekelinde değil mi?

Nasıl olsa 100 sene önce gelen biri gerekli tüm söylenecekleri söylemiş ve yazılacakları yazmış ve yapılacakları yapmış! Öyle mi?

İlim kapısını da kitlemiş ve anahtarını da denize atıp, kendi ve eserleriyle beraber tüm İslam ilim-kültür birikimini dondurmuş ve daha fazla gelişmesini, mevcut birikim üzerinden yeni üretimler yapılmasını yasaklamış öyle mi?

Sizler Üstad dediğiniz şahıstan böyle mi ders aldınız?

Eğer Öyleyse Biz De Ne Sizin Aldığınız Bu Dersi, Ne De Üstadınızı Tanımıyoruz Ve Reddediyoruz!

Bize İslam’ın parlak istikbalinin önünde durup ilim ve üretiminin kapısını sonuna kadar kapatan, kitleyen ve anahtarını da denize atan bir Üstad lazım değil. Eksik olsun!

Bize İslam’ın parlak istikbalinin öncüsü olan ve her türden ilmî çalışmalara kapı ve ufuk açan ve ilim kapısını ardına kadar açık bırakmış bir Üstad lazım ve elzem!

İşte biz dersimizi böyle bir Üstad’tan alıyoruz ve ona olan sadakatimizi, İslam medeniyet tasavvurunun üstadımızın bıraktığı yerden daha öteye taşınmasına gayret etmekle gösteriyoruz!

Siz güya sadık olduğunu iddia edenler! Sayın saydığınız yerde! İstikbal neslinin “tuh o asrın mirasyedi insanlarına!” tükürüklerine karşı çevirin yüzünüzü ve hiç kıpırdamayın! Zaten öyle yapıyorsunuz…

Alın size o bizi itham ettiğiniz herkesi zan altına alan suçlama ve sert tavır. Öyle olmaz, böyle olur! Buyrun afiyetle yiyin!

Söylediklerimizi kabul eden-etmeyen her nur talebesi, Allah için şu aşağıdaki adresteki bir kaç sarsıcı soruyu kendine sorsun ve cevabını vicdanen versin!

Belki bu soruların cevapları bizleri doğru yerlere taşır kim bilir. Allah’tan ümid kesilmez!

https://risaleinuregitimprogrami.com/2019/04/01/medresetuzzehrayi-nasil-tasavvur-ediyorsunuz/

(“Medresetüzzehra’yı Nasıl Tasavvur Ediyorsunuz?” isimli kısacık yazımız.)

Bu konudaki temel/kaynak yazımızı aşağıdaki adresten okuyabilirsiniz. Aklınıza gelebilecek her türlü soru ve itiraza bu kaynak yazı ve eklerinde cevap verilmiştir.

İslâm’ın ve Risale-i Nur’un İstikbalini Tehdit Eden İşte Esas Tehlike: İlim Üretim Faaliyetine, Düşünceye ve Akla Düşmanlık

https://risaleinuregitimprogrami.com/2019/12/11/islamin-ve-risale-i-nurun-istikbalini-tehdit-eden-iste-esas-tehlike-ilim-uretim-faaliyetine-dusunceye-ve-akla-dusmanlik/

İKİNCİ YAZI:

“Neden hep bir sitem hep bir yakınma içerisindesiniz?!”

Beni sizler mecbur ediyorsunuz. Ondan sonra da neden sitem ediyorsun diye suçluyorsunuz?!

“Bizim gibi çalışan ve hatta bizim çok daha iyi ve gelişmiş versiyonumuzdan en az 1000 tane daha lazım!” isimli paylaşımımız üzerine (üçüncü yazıdır) bir kardeşimiz şöyle sormuş:

“Neden hep bir sitem hep bir yakınma içerisindesiniz?”

Birçok insanın böyle algıladığını ve gördüğünü düşündüğümüz için bu konudaki çok önemli cevabımızı sizlerle paylaşıyoruz. Bakalım hep bir sitem ve yakınma içinde miymişiz, yoksa mesele tamamen bambaşka mıymış? Okuyun ve siz takdir edin.

Cevabımız:

“Gerçekten soruyor musunuz? Sorunuzda samimiyseniz aşağıdaki iki paylaşımımızı bir okuyun, gerçi yetmez ya. En azından başlangıç olur.

Bu arada hemen şunu da söyleyelim, o kadar devasa çalışmaları görmeyip sadece istisnai ve ara sıra ve belli haklı sebeplerle dile getirdiğimiz bu ifadeler için “sürekli” demek haksızlık ve insafsızlıktır. Bahsettiğiniz tarzda paylaşımlar yüzde bir bile değildir. Gerekçeleri ve nedenlerini dinleyin, sonra takdir sizin.

“İman hizmetinde yardım ve destek talebine karşılık vermemek ne anlama gelir? Manevî mesuliyeti yok mudur?” isimli paylaşımımız:

https://www.facebook.com/ediz.sozuer/posts/10158022946999138

Onun akabinde lütfen bunu da okuyun:

“İyiliği emredip kötülükten sakındırmak ile tevekkül ve ihlas hakikatlerinin makamları farklıdır!” isimli paylaşımımız:

https://www.facebook.com/ediz.sozuer/posts/10158022067724138

Kardeşimiz şöyle devam etti:

“Herkes bir ipin ucundan tutmaya çalışıyor böyle sitemle olmaz ki ama. Öyle bir sitem ki sanki suçluymuşuz gibi. Müslüman Müslümana destek vermeli elbette ama birileri destek vermiyor diye herkesi zan altına koymak olmaz. Dertle dertlenmek lazım. Yıkarak, kırıcı, sitemkâr suçlarcasına değil.”

Cevabımız:

“Olur, bal gibi olur. (yalnız ‘böyle sitemle olmaz ki’ ifadesine cevaben) Fakat bunun gerekçeleri var. Lütfen aşağıdaki ifadelerimizi alıcı gözle okuyun. Biz burada kimseyi suçlamıyoruz. Bir manevi mesuliyet ve farz-ı kifaye manası olduğuna inanıyoruz diyoruz. Siz bu incelikli ifadeleri suçlama olarak nitelendiriyorsanız, çok başka taraftan bakıyorsunuz!

‘Farz-ı Kifaye Olduğuna İnandığımız Bir Manevi Sorumluluk

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Egitim Programı’mız, imanı tahkikî yaparak kuvvetlendirme ve kurtarma temel maksadını gerçekleştirme noktasında kusursuz ve mükemmel olarak ortaya çıkmıştır. İddiamızın doğruluğu her şekilde tetkik edilerek görülebilir. Dolayısıyla böyle bir çalışmadan haberi olan birinin, ya bu çalışmadan daha nitelikli bir çalışma ortaya koyması (ya da daha iyisi eğer varsa onu kullanması) veya mevcut çalışmayı insanlara ulaştırmak için gayret sarf etmesi, farz-ı kifaye türünden bir manevî sorumluluktur. Çünkü bu zamanda iman hizmeti her bir inanan üstüne iki kat farzdır. Böyle bir çalışmadan haberdar olan bir camia veya kişinin de böyle bir hizmet aracına destek olması ve onu kullanması da, en azından farz-ı kifaye olması gerektir. Bizim kanaatimiz ve inancımız budur.’

Ayrıca, 7 senedir neler yaşadığımızı biz biliyoruz, siz değil. Bu konuda hüküm verecek konumda değilsiniz. Neyi, niçin, hangi gerekçe ve niyetle, hangi hadiseler sebebiyle yaptığımızı bizden öğrenmelisiniz.

Hem aynı sitemi ve benzerini bizzat Üstad Bediüzzaman yapmıştır (âlimler, şeyhler ve hocalara) ve hem de aynı cümlelerle karşılık vermiştir. (ya bu çalışmadan daha nitelikli bir çalışma ortaya koyun veya mevcut çalışmayı insanlara ulaştırmak için gayret sarf edin mealinde) Siz bunu es geçip gitmişsiniz!

Siz beni anlamıyorsunuz bu çok net… Neyi neden, hangi gerekçe ve zorunluluktan söylediğimizi bir fark edebilseniz, bir tek kelime bile etmezsiniz buna inanın

Üslubumuz bahsettiğiniz gibi ‘kırıcı, sitemkâr, herkesi suçlarcasına” değil. Haksızlık etmeyin. Siz öyle algılamışsanız suç bizim mi yani? (böyle algılanacak paylaşımlar da istisnanın istisnasıdır ve onlar da şahıslar değil, hatalı yaklaşımlar eleştirilmektedir.) Şimdi bakın. Biz genel ifadeler kullanıp, bazı gereklilikleri ve manevî mesuliyeti ifade ediyoruz. “Yarası olan gocunur.” sözü meşhurdur. Siz kendiniz bu gereklilikleri ve sorumluluğu yerine getirmiyor ve bu konuda ilgisiz kalıyorsanız, kendinizi suçlanmış ve size sitem edilmiş gibi hissetmeniz tabiidir. Bunda bizim kabahatimiz nedir, soruyoruz!

Sadece şu kadarını bilin yeter:

Biz bu sorumluluğu dile getirmeye ve yardım ve destek istemeye devam etmeye mecburuz. Bunu kişisel bir serzeniş adına yapmıyoruz. Öyle bir şey olsa, siz azıcık tasavvur edin. 7 senedir çalışmalarımıza devam etmemiz nasıl mümkün olurdu?

Mesele Şudur:

1- İmana muhtaç insanların hukuku

2- İslam’ın ve Risale-i Nur’un istikbalinin bu tür çalışmalara bağlı olduğuna dair inancımız ve bu yöndeki ciddî endişemiz.

Bunu da ara sıra ve yalnız ihtiyaç oldukça yapıyoruz. Eğer yapmazsak mesul oluruz. Yoksa meraklısı değiliz. Bizim çok mu hoşumuza gidiyor sanıyorsunuz? Yok öyle bir şey!

Önemli Not: Ayrıca bu hizmette çok fazla maddî, manevî yardım ve desteğe muhtaç olduğumuz halde, bundan geçtik, şu Facebook üzerinde 7 senedir yüzlerce, belki binlerce büyük emek ve zahmetlerle ortaya koyulmuş çalışmalarımızı görüp de bir beğeniyle veya “Allah razı olsun!” yorumuyla bile karşılık vermeden sadece seyredenler ve insanlara bu imanî çalışmaları ulaştırmak için, parmağının ucuyla dokunup paylaşmak gibi zahmetsiz bir işe bile tenezzül ve zahmet etmeyenler, o sitemimizi bir zahmet üstlerine alsınlar ve alınsınlar! O kadarcık hukukumuz ve hakkımız da olsun artık!

Şunu da söylememiş olmayalım!

Eğer Risale-i nur Eğitim programı çalışmalarımıza ciddî anlamda sahip çıkan 3-5 kişi bile olsaydı, bu konuda hiç çenemizi açmaz, bununla teselli olurduk inanın, ama bu da yok! Hatta gerçek anlamda tek kişi bile yok!

Beni sizler mecbur ediyorsunuz. Ondan sonra da neden sitem ediyorsun diye suçluyorsunuz?!

Hem kendim için konuşmuyorum ve sitem etmiyorum. Buna benim izzetim hiç izin vermez. O kadar onursuz biri gibi mi göründük uzaktan? Hayır!

Şunu lütfen artık herkes bilsin ki:

Ben bu hizmetin hakkı ve hukuku ve imana muhtaç olan milyonların belki milyarların hatırı için haysiyetimi hiçe sayıp, yüzümü kızartıp, şahsım adına olsaydı utancımdan yapmaktan vazgeçeceğim ama iman hizmeti adına olduğu için utanmadan yaptığım bu sitemi etmeye ve bu yardımı talep etmeye devam ediyorum!

Sizler de beni karşılıksız bırakmaya ısrarla devam ediyorsunuz! Ben 7 senedir vazgeçmedim. Siz de vazgeçmediniz!

(Sözümüz muhataplarıyla sınırlıdır. Fakat ne yazık ki, muhatap kitlesi de oldukça geniştir!)

Kendi malları olan ve herkesten önce kendileri sahip çıkması gereken bu çalışmalara koca bir Risale-i Nur camiasının ve milyonlarla ifade edilen Risale-i Nur talebelerinin (istisnalar müstesna!) tamamen ilgisiz kalması, taraftar olsa bile çoğunlukla uzaktan seyretmekle yetinmesi, hatta bazılarının bu baştan aşağıya iman hizmetinden ibaret olan hizmetimize karşı çıkması, iman ve İslam ve Risale-i Nur’a ihanetle suçlaması ve hakaretler etmesi ayıp değil, bizim aynı hizmette bulunan kardeşlerimizden yardım ve destek istemeye devam etmemiz mi ayıp?

Kimin utanması gerekiyor bu tablo karşısında?

Anlayacağınız mesele hiç de öyle sizin gördüğünüz gibi değil kardeşim!”

Kardeşimiz şu sözleri söyledi son olarak:

“Şevkimizi bozmayın abi. Herkes bir ipin ucuna elini atmış tutmaya çalışıyoruz. Millet birleşme derdinde. Siz ayrı bir yol derdinde!”

Cevabımız:

“Hakikaten acaipsiniz ya! Evet, öyleyiz değil mi. Haklısınız!

Evet, gerçekten de bizim derdimiz bambaşka. Şu kısacık yazıdaki soruları okuyun ve bizim derdimizin ne olduğunu anlayın! Tabi böyle bir derdinizin olup olmadığını da! İşte buyrun:

Not: Şimdiye kadar bu sorulara ciddî veya gayr-ı ciddi cevap veren çıkmadı!

Medresetüzzehra’yı Nasıl Tasavvur Ediyorsunuz?

https://risaleinuregitimprogrami.com/2019/04/01/medresetuzzehrayi-nasil-tasavvur-ediyorsunuz/

Sizlere bazı sarsıcı sorular soracağız. Bu soruların cevaplarının bizleri doğru yerlere taşıyacağını ümid ediyoruz

Üstad Bediüzzaman’ın, “bütün hayatımda takip ettiğim ve Risale-i Nur’la beraber gerçekleşmesine çalıştığım bir hayalim” diye tarif ettiği, Mısır’daki Cami’ül-Ezher tarzında büyük bir İslam üniversitesini doğuda inşa ettirerek, din ilimleriyle fen ilimlerinin barıştırıldığı, kaynaştırıldığı ve bir arada okutulduğu bir ortamda ders alan talebeler yetiştirmek hayalini nasıl tasavvur ediyorsunuz?

Risale-i Nur’un bir kalıp olarak ve dokunulmaz mukaddes bir metin gibi aynen okunup okutulduğu,

Sözlü ve yazılı bir izahının ve şerhinin yapılmadığı,

Bu eserler üzerinde ilmî ve fikrî üretimin yapılmadığı ve

Bu tür akademik faaliyetlerin teşvik edilmediği, hatta yasak olduğu,

İslam medeniyet tasavvurunun Üstad’ın bıraktığı yerden bir adım öteye taşınmasına gayret edilmeyen,

Risale-i Nur’un bir temel/kaynak/rehber kitap olarak her türden ilmî çalışmalara kapı ve ufuk açan değil, ilim kapısını ve üretimini sonuna kadar kapatan, kitleyen ve anahtarını da denize atan bir fonksiyon yüklenerek dondurulduğu,

Bir yaratıcının varlığını kabul eden bir bilim yaklaşımının insanlığa nasıl takdim edileceği yönünde bir arayışın olmadığı,

Ve bu maksatla alternatif bilimsel modellerin üretilmediği ve

Kur’an medeniyetine has bir bilim felsefesinin oluşturulmasına çalışılmadığı bir şekilde mi hayal ediyorsunuz?

Yoksa böyle bir düşünce, tasavvur ve dahi bu yönde bir istediğiniz ve derdiniz ve hayaliniz bile hiç olmadı mı?

Bizim bu yöndeki hayal ve tasavvurlarımızla ortaya Medresetüzzehra’nın uygulamalı bir örneği çıktı ve Risale Akademi merkezinde gerçekleştirilen “Risale-i Nur’un Eğitime Entegrasyonu ve Medresetüzzehra’nın Uygulamalı Bir Örneği” isimli seminerde durum tespitleriyle, yöntem tahlilleriyle takdim edildi.

Risale-i Nur’un ve bu milletin istikbalini belirleyecek bir yol haritası ve bir “acil durum müdahale reçetesi” mahiyetindeki bu çok önemli seminerde; kalpten kopan ve sunum metni haricinde çok önemli hakikatler dile getirilmiş olduğundan, dikkatle ve önem verilerek seyredilmesini özellikle arzu ve tavsiye ediyoruz.”

Video Adresi: https://youtu.be/Jb8LYeEbzVo

ÜÇÜNCÜ YAZI:

“Bizim Gibi Çalışan ve Hatta Bizim Çok Daha İyi ve Gelişmiş Versiyonumuzdan En Az 1000 Tane Daha Lazım!

Not: Aşağıdaki hadiseyi 7 senedir kendimize saklamıştık. Umumi bir ortamda ilk kez bahsediyoruz. Bunda maksadımız, böyle şeylerin ne kadar manasız olduğunu ortaya koymak ve bu konudaki kendi düşüncemizi ifade etmektir.

İlk seminerlerimiz olan Tabiat Risalesi Açılımları için (ki en temel mesele ve davamız) birçok cemaat, vakıf ve gençlik akımlarına kendi ellerimizle götürdük seminer davetiyemizi.

“Bakın, ben yalnızım dedim. Ücretli tanıtımlar yapıyoruz. (3 seminere 5000 lira harcamıştık o dönemde) Risale-i Nur’un R’sini bilmeyen çok sayıda insan geliyor. Siz de gelin. Hem bize destek ve yardımcı olup, yalnız bırakmazsınız, hem de gelenlerle tanışıp, telefonlarını alıp, kendi derslerinize götürürsünüz.” dedik.

(Kuantum Evren ve Tabiat Kanunları seminerimize 60-70 kişi geldi. Öyle ki birisi içeri giriyor ve “Kuantum dersi burada mı?” diye soruyordu.)

Buna rağmen bizi ısrarla yalnız bıraktılar. Benim eşim kendisi duymuş bana o söyledi. O gençlerden ikisi gelmiş. Biz nasıl yapıyoruz diye görmek için gelmişler anlaşılan. Destek ve hizmet için değil. Çünkü şöyle demişler: “biz daha iyisini yaparız!” Allahım sen aklıma mukayyed ol. Yarışma ve rekabet vardı da bizim haberimiz yoktu herhalde! İşte tablo bu! Kur’an’da “Hayırda birbirinizle yarışın!” emri böyle bir şey olmasa gerek!

Kitabımızın sonuna eklediğimiz “Risale-i Nur’u İnsanlığa Mal Etme Çabası: İzah Çalışmaları” isimli yazının hemen başındaki ifadelere bakarak bu konudaki düşüncemizi anlayabilirsiniz. Biz böyle çalışmaları sadece biz yapalım, insanlar yalnızca bizi dinlesin demiyoruz. Bilakis tam tersini bakın nasıl ifade etmişiz:

“Öncelikle bu konuda sahip olduğumuz ve kuvvetle inandığımız bir kanaatimizi şöyle ifade etmek isteriz:

Sadeleştirmeye alternatif olacak ve Risale-i Nur’un daha iyi anlaşılmasına, toplumun bütün kademelerine mal edilmesine ve tesir sahasının genişletilmesine hizmet edecek izah çalışmalarının, birçok farklı mizaç ve kabiliyetteki gönüllü insan tarafından çok sayı ve çeşitlilikte ve tam bir ilmî hürriyet içinde ve hizmet hissiyatıyla ortaya koyulması gerekmektedir.

Bu yöndeki çalışmalar, samimiyetle teşvik edilmeli, ciddiyetle sahip çıkılmalı ve Risale-i Nur’larla tanışmak isteyenlere ve eserleri yeni okumaya başlayanlara Risale-i Nur’a gönül verenlerce tavsiye edilmelidir diye düşünüyoruz.”

Yeni bir İslâm/Kur’an medeniyeti kurulmasında ve insanlığa hidayet ve kurtuluş reçetesi olması için o kadar büyük, çok sayıda ve kapsamlı vazife var ve bunların çok sayıda insan tarafından yapılması gerekmektedir.

Açıkçası biz bu konuda şunu rahatlıkla hiç bir mübalağa olmadan deriz ve diyoruz:

“Bizim gibi çalışan ve hatta bizim çok daha iyi ve gelişmiş versiyonumuzdan en az 1000 tane daha lazım!

Belki bu yönde çalışacaklara bir hareket ve ilham noktası ve bu tür çalışmaların önünü açarak zemin hazırlama ve başka ve çok sayıda ilim üretimi faaliyetine bir kaynak/rehber olma gayretinden ibarettir tüm çalışmalarımız.

Zaten sitemizin ana sayfasındaki ana görselin üstündeki slogan/vurgu metninde, çalışmalarımızı “Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı’nın Bilim Felsefesini Oluşturmaya Katkıda Bulunmayı Hedefleyen Akademik Eğitim Faaliyetleri” olarak tanımlamamız da bu nedenledir.

Bu sitenin bir abonesi olduğunuz için bu e-postayı aldınız. Eğer yanlışlıkla aldığınızı düşünüyorsanız veya bu listeden çıkmak istiyorsanız,buraya tıklayın

Author: Ediz Sözüer

Ediz SÖZÜER 1974, Ankara doğumludur. Gelir İdaresi’nde Gelir Uzmanı olarak görev yapmaktadır. “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur Eğitim Programı”, yazarın ilk etapta internet ortamında ücretsiz olarak yayınlanarak daha sonra basılmış ve tüm çalışmalarının üzerine bina edildiği temel ve kaynak kitap çalışmasıdır. Deneme mahiyetinde kaleme aldığı Risale-i Nur izah metinleri ve Risalehaber sitesinde makale yazmakla başlayan yolculuğu, Risale Akademi’de sunulmaya başlanan görsel destekli ve akademik temelli “Tabiat Risalesi Açılımları Seminerleri”yle devam etti. Manevî bir ilim hazinesi olan Risale-i Nur eserleri içindeki Kur’ânî hakikatlerin insanlığa mal edilmesinde ve toplum olarak muhtaç olduğumuz zihinsel dönüşümün gerçekleşmesinde önemli bir katkıda bulunma kabiliyetinin bulunduğuna inandığı kitap çalışmasını, hep bir proje kıymetinde gördü. Tamamlanan kitap çalışmasını daha geniş kitlelere ulaştırmak için, bu çalışmanın üzerine bina edilerek hazırlanmış ve “görsel bir kitap” mahiyetindeki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nı iki haftada bir sürekli bir program olarak vermeye başladı. Ayrıca zaman zaman akademik eğitim faaliyetlerinde de “Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı” ve “Risale-i Nur İzah Çalışmaları” hakkında sunumlar gerçekleştirdi. 2018 yılında ise Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı'nın temel/kaynak kitap çalışması, din araştırma dalında "Altın Kalem Yazarlık Ödülü"ne layık görüldü. Kitap çalışması ve eğitim programının yazılı ve görsel tüm içerikleri, notere onaylatılmış muvafakatname ile her türlü serbest kullanım, basım ve yayım hakkı tanınmasıyla; başta Risale-i Nur’a, Kur’ân’a ve İslam’a gönül vermiş herkese ve tüm insanlığa mal edilmiştir. (Muvafakatnameye ana sayfadaki "Telif Hakkı Bildirisi" isimli menüden ulaşabilirsiniz) Bu çalışmalardan haberi olanlardan ciddiyetle istediği ve Risale-i Nur’a gönül vermiş insanlara samimiyetle ifade ettiği şudur: “Kıymetsiz ve önemsiz şahsıma değil, bu çalışmalar vesilesiyle Allah’ın bir nimeti olarak harika bir şekilde ortaya çıkan hakikatlere önem veriniz ve onlara sahip çıkınız. Sizden tek istediğim budur.”

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.