KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı'nın Bilim Felsefesini Oluşturmaya Katkıda Bulunmayı Hedefleyen Akademik Eğitim Faaliyetleri

Yaratılış Modelinin Bilim Yaklaşımı Yazıları-1

1 Comment

Yaratılış Modelinin Bilim Yaklaşımı Yazıları-1

Click Here for English Versiyon

Yazı Başlığı:

Rastgele ve Düzensiz Hareket Ediyor Gibi Görünen Tabii Sebepleri, Kâinatta ve Maddede Görünen Muhteşem Düzenle Nasıl Bağdaştırabiliriz?

Yazı Dizisi Takdimi ve Ele Alınacak Konular:

“Yaratılış Modelinin Bilim Yaklaşımı Yazıları” üst başlığı altında sunacağımız yazı dizimiz şimdilik dört parça halinde yayınlanacak inşallah. Her parçada konuyla ilgili birden fazla bölüm bulunabiliyor. Yazı dizisinde çok önemli konuları ele alacağız ve bunlarla ilgili yenilikçi bakış açıları, uygulama yöntemleri ve stratejik yaklaşımlar ortaya koyacağız. Yazı içinde atıfta bulunulan kaynak yazıları da okumanızın, zihninizde bütün bir resim oluşması için çok önemli olduğunu ifade edelim ve ele alacağımız konuları sıralayalım:

İlk yazımızda, Yaratılış Modelinin bilim felsefesinin fikrî (teorik) alt yapısı niteliğinde ciddî çözümlemelerimizin dikkat çekici örneklerine yer vereceğiz ve yeni ateizmin sözcülüğünü yapanlarca dile getirilen acaip sorulara tatmin edici cevaplar vereceğiz.

Bu yazımızdaki çözümlemelerimizin ayrıcalıklı özelliği şudur: Geçmiş, gelecek ve içinde bulunduğumuz an, yani tüm zamanlar için geçerli olmaları ve bilimsel verilerin değişkenliğinden etkilenmeyen bağımsız üst yaklaşımlara sahip olmalarıdır.

Yazı dizisi boyunca Yaratılış Modelinin bilim felsefesinin fikrî (teorik) alt yapısı mahiyetindeki temel yaklaşım metotlarına, özgün tanımlara, kavramlaştırmalara ve kategorik değerlendirmelere, sağlam bir mantık kurgusuna dayalı inceleme, çözümleme ve delillendirme yöntemlerine ve güncel bilim yaklaşımlarıyla irtibatlı çıkarımlara bazen yazı içinde, bazen de kaynak yazılara atıf vermek suretiyle örnekler vereceğiz.

Ayrıca, bilimsellikte neden bu kadar ısrarlıyız? Yaratıcının bilimselliğe uygunluğunun ortaya koyulması neden önemlidir? Bilimsellik kriterleri nasıl sorgulanmalı? Doğru eğitim metodu ve strateji nedir? Zihinler parçalanmadan, nasıl etkili ve kolay bir şekilde yeniden inşa edilir? sorularına cevap vermekle birlikte, “Bilimsel metodu ve kriterlerini öyle belirlemişler!” diye tamamen red ve kabul etmek dışında üçüncü bir yol olan, kendi kavram ve yaklaşımlarımızı üretmek gerekliliği üzerinde duracağız.

“Yaratıcının Akademik İspatı” isimli İngilizce kitabımıza gelen bazı şaşırtıcı soruları ele alarak, kökeni yurt dışı olan Risale-i Nur talebelerinde bile rastlanan, bilimsellik konusunda materyalist çerçeveden kurtulamama sorununun ciddiyetine dikkat çekeceğiz. “Siz hep eleştiriyorsunuz ve yanlışları söylüyorsunuz. Peki, siz ne söylüyorsunuz?” diye soranlara ciddî cevaplar vereceğiz. Yaratıcının varlığını kabul eden ve çıkarımlarını bu yönde yapan bilim yaklaşımları için “eski ve çağı geçmiş” denilmesine çok kuvvetli bir argümanla cevap vereceğiz ve eskimez bakış açısının ne olduğunu ve hangi özelliklere sahip olduğunu ortaya koyacağız.

Şimdi yazımıza başlıyoruz ve bir yaratıcının varlığının gerekliliğini ortaya koyan çarpıcı çözümlemelerin, hayalî ve zihinsel bir keşif yolculuğunun kapısından içeri giriyoruz.

Rastgele ve Düzensiz Hareket Ediyor Gibi Görünen Tabii Sebepleri, Kâinatta ve Maddede Görünen Muhteşem Düzenle Nasıl Bağdaştırabiliriz?

Birinci Bölüm:

Denilebilir ve Yeni Ateizmin Sözcülüğünü Yapanlarca Deniliyor ki: “Siz yaratıcının varlığına delil olarak rastgele ve ölçüsüz hareket eden tabi unsurlardan ortaya çıkan düzenli ve sanatlı eşyayı gösteriyorsunuz. Fakat tabii sebepler rastgele ve düzensiz mi hareket ediyorlar? Hâlbuki kâinatta ve maddede düzenli ve düzeni netice veren tabiat yasaları var. Bunlar ölçüsüz ve rastgele mi? Yani demek istiyoruz ki, kâinattaki tabii sebepler, tabiat yasaları sayesinde gayet düzenli hareket etmektedirler ve eşyanın düzenliliğini sağlamaktadırlar! Ayrıca haricî bir müdahaleye ihtiyaç olduğunu da nereden çıkarttınız!?”

Sorunuzun cevabı: İlk sorunuzun cevabı hem evet, hem hayırdır. İzahı aşağıdadır.

Maddede ve maddî sebeplerde tabiat yasaları şeklinde görünen düzenlilik ve ölçülülük, kompleks canlılar ve hayatı ortaya çıkaracak mahiyet arz etmiyorlar.

Sadece haricî bir ilim, irade ve kudretin mevcudiyeti ile düzen verilmeye elverişli diyebileceğimiz kadar sınırlı ve yapısal bir düzenlilik halini kendilerinde bulunduruyorlar.

Yani hariçten birisi gelecek, maddeye ve maddî sebeplere belli bir şekil ve kompleks bir şekil ve düzen vermeyi tercih edecek, bunun nasıl yapılacağı bilgisine sahip olacak ve bunun için kastî olarak ve belli bir maksada yönelik olarak yönlendirilmiş ölçülü bir kuvvet (güç) kullanacak.

Bu teorik anlatımı, şöyle basit bir misalle somutlaştırarak zihnimizde canlandırıp daha iyi anlayabilir ve izah edebiliriz:

Örneğin bir sahilde kumun üzerinde, deniz kenarındasınız. Etrafınızdaki tabii sebep ve unsurlar denizin suyu (dalga), belki bir parça rüzgâr, kum ve güneş. Belki bir de her ne kadar maddî varlığı bulunmasa da çekim yasası zikredilebilir. Şimdi bu tabii sebep ve unsurların (hatta yasaların) yalnızca haricî müdahalelere karşı düzenli tepkiler geliştirebildiklerini, kendi kendilerine kompleks ve düzenli yapılar oluşturma kabiliyet ve özelliklerinin bulunmadığını söylemek doğru olur. Peki, bunun böyle olduğunu nereden anlarız ve neden böyle kabul ederiz?

Çünkü mesela su… Yüzünü nereye çevirirseniz oraya gider. Yukarıdan aşağıya doğru dökerseniz, aşağıya gider. Sağa, sola veya yukarıya yönelmez. Kum da aynı şekilde. Üzerinde belli kuvvetler uygulandığında aynı şekildeki her uygulama açısı ve kuvvetine, her seferinde aynı şekilde karşılık vererek aynı şekle girebilen bir yapısı mevcut olduğu gözle görünüyor.

(Bu durumda çekim yasası ve kumun uyumlu bir düzenliliğe sahip oldukları anlaşılıyor. Aslında işin gerçeği çekim yasası diye maddî gerçekliği olan bir şey de yok. Yasa dedikleri olayın tasvirinden ve kaideleştirilmesinden ibaret, o kadar.)

Kumu elinizle sıkıştırdığınızda belli bir düzenlilikte parmaklarınızın arasından çıkar ve yere dökülür. Eğer bu kumu su ile ıslatırsanız daha sıkışık ve hemen dağılmayacak hamura yakın ve belli bir form vermeye elverişli bir yapı kazanır. Fakat bunu da belli bir düzenlilikte yapar. Belli ölçüde bir kuvvetle ve belli bir orandaki su ile ıslattığınızda, her seferinde aynı kıvamda yoğunlaşır ve şekil vermeye uygun bir hal kazanır. Bir seferinde su döktüğünüzde yoğunlaşan o kum, diğer bir zaman su döktüğünüzde öncekinden daha da seyrek bir hal kazanıp dağılıp gitmez. Veya bazı zamanlarda elinizde sıkıştırdığınızda yere dökülmek yerine havaya karışıp, alıp başını gitmez!

Rüzgâr da öyle, güneş de öyle. Güneş her seferinde belli oranda suyu belli oranda buharlaştırır. Veya ıslak kumu belli zamanda kurutur. Rüzgâr bir seferinde sağdan estiğinde eşyaları sağa doğru savurup, diğer seferinde yine sağdan estiği halde bu sefer sola veya yukarıya savurmaz.

Evet, işte maddede ve maddî sebeplerde tabiat yasaları şeklinde kaideleri ortaya koyulup ifade edilebilen düzenlilik ve ölçülülük bu mahiyette ve derecededir. Daha fazlası ve ötesi yoktur.

İşte tam da bu nedenledir ki, bir sahilde hiçbir zaman kendi kendine oluşan bir kumdan kale göremezsiniz.

Kumdan bir kale gibi kompleks düzenlilikte bir yapı, her seferinde haricî bir müdahaleyle ve ilim, irade ve kudrete sahip bir insanın o kumdan kaleyi yapmasıyla vücut bulabilir.Esas itibariyle maddenin düzenli hareketinin bir ifadesinden ibaret olan tabiat kanunları da, eşyadaki mevcut ve bahsettiğimiz sınırlılıktaki düzen ve ölçülülüğün kaideleştirilmiş tasvirinden ibarettir sadece. Kâinatta şahit olduğumuz, karmaşık düzenliliğe ve hayata sahip mucizevî oluşumların ve hatta kendilerinin bile açıklaması değildirler. Evet, Newton’ın da ifade ettiği gibi, yerçekimi yasası yerçekimini bile açıklamaz. Gerçekleşen olayların gerçek sebebi olarak ise asla kabul edilemezler ve değildirler. Maddî vücudu olmayan, sırf soyut bir kavramdan ibaret olduklarından hiçbir şeyin gerçek anlamda yapıcısı, işleticisi olamazlar veya gerçek açıklaması ve sebebi olarak görülemezler. Eşyada ve tabii unsur ve sebeplerde görünen o sınırlı çerçevedeki düzenlilik de başka haricî bir izaha yine muhtaçtır

Tabiat kanunları ile ilgili detaylı çözümlemeler için lütfen “Tabiat Kanunlarına Yaklaşım” isimli aşağıdaki temel/kaynak yazıya müracaat ediniz:

https://risaleinuregitimprogrami.com/2016/12/29/tabiat-kanunlarina-yaklasim-mesnevi-i-nuriye-muzakereleri/

Dolayısıyla haricî bir müdahaleye verdikleri tepki noktasında sınırlı bir düzenliliğe sahip olan, bunun dışında tamamen rastgele ve düzensiz hareket etmekten başka bir kabiliyet ve yapısal özellik arz etmeyen tabiî sebeplerin, bir araya getirildikleri ve birbirlerine karıştırıldıkları bir ortam içinde ve normal şartlarda; her zaman ve her yerde şahit olduğumuz kompleks yapı ve düzenliliğe sahip canlılara sebep ve kaynak olamamaları gerekmektedir ve öyle görünmemesi ise yalnızca haricî bir sebep aramamıza sebeptir, o kadar. Yoksa o tabii sebeplerin gerçek etki edici sebep ve işletici oldukları gibi bir manayı ifade etmez, edemez.Günlük hayatımızın tamamını, her gün gördüğümüz madde âlemindeki eşyaya ve eşyanın işleyişine bakarak kurduğumuz benzerliklerle oluşturduğumuz kıyaslarla yürüten ve hayat tecrübemiz ile dünya algımızın bütününü, mantıkî çıkarımlarla ve etrafımızda gördüğümüz hadiseleri gözlemleyerek oluşturan bizler, gerçeğe ulaşmak için bildiğimiz en temel esasları elbette böyle meselelerde hüküm çıkarmak için kullanacağız.Sonuç olarak, tabiatta şahit olduğumuz o mucizeli, harika ve hayret uyandıran işlerin haricî bir sebebin müdahalesiyle olduğuna hükmetmek (eğer gördüğümüz eşya üzerinden çıkarım yapacaksak ve hayali kurgularla izah etme çabasına girmeyeceksek şayet) kesinlikle zaruridir.

İkinci Bölüm:

Acaip Bir Soruya Verilen Çok Çarpıcı Bir Cevap:

Denilebilir ki: “Siz neden bahsediyorsunuz ki! Gözümüz önündeki canlıları o maddî sebepler gayet de düzenli bir şekilde yapıyorlar ve mevcut organizmaları sürekli çalıştırıyorlar gibi görünüyor. Bir de nasıl oluyor diye soruyorsunuz. Oluyor işte!”

Cevabımız şu olacaktır: Evet! Yüzeysel ve ilk bakışta öyle görünüyor. Fakat hayır! Öyle olmamalı ve olamaz! Bu cevabın izahı şöyledir:

Sanatlı olarak yaratılan her bir canlı, beraberinde bir takım sebeplere bağlı olarak, yan yana meydana geliyorlar. Fakat sırf aynı anda birlikte bulunmaları ve o canlının meydana gelmesinin o sebeplerle birliktelik şartına bağlanmış olması, o sanatlı eşyanın sebepler tarafından icat edildiğine tek başına delil olamaz. Evet, bir eşyanın varlığı, çok sayıda şartın bir arada olmasına bağlı olabilir. Bir tek şartın yokluğu, o eşyanın yokluğunu netice veriyor diye; o tek şartın eşyanın var olması için yeterli sebep olduğu söylenemez. Yani, bir şeyin “basit şartı”, o şeyin “gerçek sebebi” ile aynı şey değildir. Ayrıca o sebeplerin böyle düzenli bir canlıyı yapabilme ve çalıştırabilme kabiliyetinden mahrum oldukları, dikkatle analiz edildiğinde açıkça anlaşılmaktadır ve bir tek merkezden emir alan fabrika işçileri gibi emir altında çalıştırıldıkları ve kendi başlarına işlemedikleri kesin olarak ortaya çıkmaktadır. Bu sonuç, maddî gözle görülen bir gerçeklik değil. Tamamen teorik ve yorum. Fakat kuvvetli bir kanaat ve mantıkî bir çıkarım. Hem aklın gördüğü ve kesin olarak hükmettiği bir kanaat ve bilimsel olarak kabul edilmeyi kesin olarak hak eden bir çıkarım.

Denilse ki: Siz tabiattaki sebeplerin eşyayı yapmadığını iddia ediyorsunuz. Hâlbuki biz gözümüzle görüyoruz ki, eşya o sebeplerden yapılıyor.

Biz de deriz ki: Bu sorunun hakikî cevabı, ikinci cümlenizde gizlidir. Evet, biz de aynı şeyi söylüyoruz: “Eşya o sebeplerden yapılıyor”.

Fakat buna ilave olarak diyoruz ki: “Eşyayı o sebepler yapmıyor, başkası o sebepleri kullanarak eşyayı yapıyor.” Bu iki ifade arasında ciddî fark var.

“Ben yaptım bu resmi!” şeklindeki bir iddiaya karşı “Delilin nedir? Resim kabiliyetin var mı? O resim yapılırken bizzat başında mıydın? Şahidin var mı? ” diye sorular hemen arkasından gelir. Ya da “Bu resmi filanca kişi yapmıştır!” diye iddiada bulunduğunuz zaman hemen sorulması gereken ilk soru şudur: “Bu resmi yaptığını iddia ettiğin kişinin, resim yapma kabiliyeti var mı? Resmin yapılma anında yanında mıydı ve resmi yaparken görüldü mü?” Eğer kabiliyet mevcut değilse nasıl iddia edilebilir? Resim kabiliyeti olmayan bir insan, tuvalin başında duruyor. Kör, sağır, topal, resim kabiliyeti olmayan, cahil bir insan. Bu insanı elinden tutup getiren biri iddia ediyor ki: “Bu resmi, bu adam yapmıştır!” Neden? “Resmin yanında bulunuyor!” Yanında bulunması yetmez. Yapabilecek kabiliyete, bilgiye sahip mi biz ona bakarız. Eğer yoksa başka sebep ararız.

Üçüncü Bölüm:

Maddenin temel parçacıkları ve atomların, kalemin ucundaki mürekkep gibi olduklarını ve ilahî kudretin yönlendirmesiyle şekil aldıklarını kabul eden bu yaklaşıma itiraz olarak şöyle sorulabilir:

Denilebilir ki: “Evet, olabilir, mümkündür. Fakat her mümkün, gerçekleşmez. Bunun böyle olduğuna nasıl hükmedeceğiz?”

Tabiattaki fiziksel unsurlar, eşyanın tabiatı ve maddî sebepler, ortak özellikleri nedeniyle kendi kendilerine belli bir düzen altına girme özelliği göstermiyorlar. Sel gibi akıp istila etmek mizacında görünüyorlar. (Rüzgâr, güneş, hava, toprak, deprem, yağmur, ısı, ateş, buz, kaya, dağ, nehir vb.)

Tabiattaki Büyük Unsurların ve Maddî Sebeplerin Ortak Özellikleri:

“Körlükleri”, yani görerek iş yapma kabiliyetinden mahrum olmaları.

“Sağırlıkları”, yani diğerinin ne yaptığını bilerek hareket etmek için birbirleriyle haberleşme imkânlarının olmayışı.

“Cahillikleri”, yani bilerek iş yapmaktan aciz olmaları.

“Cansızlıkları”, yani kendi varlıklarından dahi habersiz olanların, önceden var olmayan ve kendilerinde bulunmayan özelliklere sahip bir oluşumu meydana getirmeyi öngörememeleri.

“Şuursuzlukları”, yani düşünme yetenekleri olmadığından, “fayda ve zararları gözeterek karar verme ve tercihte bulunma” anlamındaki iradelerinin yokluğu.

Tabiatın ve maddî sebeplerin de eşyanın yanında bulunması yetmez ve o eşyayı yapabilecek kabiliyet ve bilgiye sahip olmadıkları halde, sırf eşyanın yanında bulunuyorlar diye eşyaya mucitlik iddiasında bulunamazlar. Demek onları çalıştıranın bir başkası olduğu mecburiyetle kabul edilecektir.

Bizim de şunu sormamız gerekmektedir: Temel özellikleri kör, sağır, cahil, cansız, şuursuz olmak olan ve tek tek gözlemlendiklerinde rastgele ve düzensiz hareket ediyorlarmış gibi zannedilen tabiî sebeplerin, bir araya getirildikleri ve birbirlerine karıştırıldıkları bir ortam içindeki vaziyetleri, normal şartlarda acaba ne şekilde olmalıdır?

Madem madde parçacıklarının ve maddî sebeplerin değişik tarzlarda birleşmesiyle meydana gelebilecek muhtelif şekil, vaziyet ve durumların, ihtimal hesaplarıyla ifade edilebilecek neredeyse sonsuz sayıda mümkün şekli ve çeşitli muhtemel varyasyonları vardır.

O halde bilerek, görerek ve birbirleriyle haberleşerek iş yapma özelliği olmayan madde parçacıklarının ve tabiî unsurların,

* Sınırsız sayı ve çeşitlilikteki karışık ihtimaller ve sonuçsuz kalacak yollar karşısında şaşkınlıklarıyla beraber,

* Birdenbire o çıkmaz yollardan sıyrılarak neticeli bir yola maharetle girmeleri,

* Ve belli bir ihtimali tereddüt etmeden tercih etmeleri,

* Ve her seferinde kararlılıkla, doğru ve isabetli adımlar atmaları,

* Ve her şeyde en kısa yolu, en kolay tarzı ve en faydalı şekli rahatlıkla seçerek,

maddenin görünen kararlı halini netice vermeleriyle beraber düzgün ve sanatlı bir canlıyı yapmaları,

*Ve o canlının vücudunu sürekli çalıştırmaları nasıl mümkün olabilir ve gözümüz önünde nasıl gerçekleşir ve bu durum nasıl devam eder?

Ve o canlının vücudunu sürekli çalıştırmaları nasıl mümkün olabilir ve gözümüz önünde nasıl gerçekleşir ve bu durum nasıl devam eder?

Ve soruyoruz: Herkes gibi bizim de aklımızın hayret içinde kaldığı ve devasa büyüklükte, ihtişamlı ve canlı bir tablo olan bu güzel kâinat, acaba güzelliğine ve mükemmelliğine yakışan bir açıklamayı hak etmiyor mu?

Dördüncü Bölüm:

Ele Aldığımız Meseleyi Daha da Açıklıkla Ortaya Koymak İçin, Aşağıdaki Parçayı da İlave Bir Takviye Olarak Dikkatinize Sunuyoruz:

Şöyle bir ateist görüş var: “Günlük hayatta geçerli olan, ‘sanatlı her eserin bir sanatkârı vardır’ mantığını, organik canlılara veya tabiata kıyaslayıp, yaratıcının varlığına delil yapmak için kullanamayız.”

Fakat durum asla böyle değil! Ateistik görüşe göre, organik canlıların yapılışlarının dayandırıldığı, tabiattaki cansız nesneler ve unsurlar değil mi? Zaten bir sanat eserini oluşturmak için de aynı cansız maddeler kullanılıyor. Aradaki tek fark şu: İnsanların oluşturduğu bir makine veya sanat için akıllı, şuurlu, ilim ve irade sahibi bir insan kullanılıyor. Tabiattaki canlıların ve canlı organizmaların yapımında ise, cansız atomlar çalışıyor! Elbette kör, sağır, şuursuz, cansız bir unsurun düzenli bir iş yapabilme imkân ve kabiliyetinin; akıl, irade ve şuur sahibi bir canlıya göre daha aşağıda olduğu tartışmasızdır. O cansız unsurları çalıştırdıkları iddia edilen tabiat kanunları ise; şuur, irade ve bilgi gerektiren işleri bir tarafa bırakın, maddî vücudu olmayan ve maddenin hareket ve işleyişinin yalnızca bir tarifinden ibaret olan soyut kavramlar olduklarından, hiçbir şeyin gerçek anlamda açıklaması olamazlar.

Bu durumda, cansız ve şuursuz bir unsurun, aynı maddeleri kullanarak, canlı ve zeki bir unsurdan daha düzenli bir eser ortaya koyması, perde arkasında başka bir etki edici unsuru arattırır ve buna delil olur. Yani bu kıyas, doğru bir çıkarımdır.

Çünkü “bir canlının eliyle yapılan ve belli bir sanat düzeyi olan eser”, bir sanatkârı gerektirirse; “bir cansızın üstünde ortaya çıkan bir sanatın” ise öncekine nispeten daha yüksek düzeyde olması, çok daha kuvvetli bir şekilde bir sanatkârı gerektirir.

Gerçi dikkate alınması gereken bir nokta da şudur: Şuurlu bir canlı eliyle ortaya çıkartılan eserdeki sanat düzeyinin, bir cansızın üstünde ortaya çıkan sanatla aynı veya daha yüksek olması durumu da hükmümüzü değiştirir nitelikte sayılmayacaktır. O cansızın üstünde görünen eserin gerektirdiği özellikler (yani ilim ve iradeyle yönlendirilmiş bir kudretle yapılmasının lüzumu) nedeniyle, yine o sanatın şuurlu bir sanatkârı gerektirmesi hakikati aynı kalacaktır.

Fakat özellikle, cansız unsurların eserlerine göre daha amatör kalan canlı unsurun sanatı, cansız unsurlarda görünen sanat model alınarak yapılmışsa, böyle bir durumda görünmeyen bir sanatkârın varlığına hiç şüphe kalmaz. Örnek olarak, bir ressamın bir tabiat manzarasını veya bir meyve sepetini model alarak yaptığı resmin, orijinaline kıyasla ancak düşük bir kopya olabilmesi verilebilir. Bu kıyasın kabul edilmemesi için, göz önünde görünen sanat faaliyetini inkâr etmek gerekir.

Author: Ediz Sözüer

Ediz SÖZÜER 1974, Ankara doğumludur. Gelir İdaresi’nde Gelir Uzmanı olarak görev yapmaktadır. “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur Eğitim Programı”, yazarın ilk etapta internet ortamında ücretsiz olarak yayınlanarak daha sonra basılmış ve tüm çalışmalarının üzerine bina edildiği temel ve kaynak kitap çalışmasıdır. Deneme mahiyetinde kaleme aldığı Risale-i Nur izah metinleri ve Risalehaber sitesinde makale yazmakla başlayan yolculuğu, Risale Akademi’de sunulmaya başlanan görsel destekli ve akademik temelli “Tabiat Risalesi Açılımları Seminerleri”yle devam etti. Manevî bir ilim hazinesi olan Risale-i Nur eserleri içindeki Kur’ânî hakikatlerin insanlığa mal edilmesinde ve toplum olarak muhtaç olduğumuz zihinsel dönüşümün gerçekleşmesinde önemli bir katkıda bulunma kabiliyetinin bulunduğuna inandığı kitap çalışmasını, hep bir proje kıymetinde gördü. Tamamlanan kitap çalışmasını daha geniş kitlelere ulaştırmak için, bu çalışmanın üzerine bina edilerek hazırlanmış ve “görsel bir kitap” mahiyetindeki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nı iki haftada bir sürekli bir program olarak vermeye başladı. Ayrıca zaman zaman akademik eğitim faaliyetlerinde de “Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı” ve “Risale-i Nur İzah Çalışmaları” hakkında sunumlar gerçekleştirdi. 2018 yılında ise Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı'nın temel/kaynak kitap çalışması, din araştırma dalında "Altın Kalem Yazarlık Ödülü"ne layık görüldü. Kitap çalışması ve eğitim programının yazılı ve görsel tüm içerikleri, notere onaylatılmış muvafakatname ile her türlü serbest kullanım, basım ve yayım hakkı tanınmasıyla; başta Risale-i Nur’a, Kur’ân’a ve İslam’a gönül vermiş herkese ve tüm insanlığa mal edilmiştir. (Muvafakatnameye ana sayfadaki "Telif Hakkı Bildirisi" isimli menüden ulaşabilirsiniz) Bu çalışmalardan haberi olanlardan ciddiyetle istediği ve Risale-i Nur’a gönül vermiş insanlara samimiyetle ifade ettiği şudur: “Kıymetsiz ve önemsiz şahsıma değil, bu çalışmalar vesilesiyle Allah’ın bir nimeti olarak harika bir şekilde ortaya çıkan hakikatlere önem veriniz ve onlara sahip çıkınız. Sizden tek istediğim budur.”

One thought on “Yaratılış Modelinin Bilim Yaklaşımı Yazıları-1

  1. Pingback: Yaratılış Modelinin Bilim Yaklaşımı Yazıları-2 | KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.