Zaman Yolculuğunun İmkân ve İslamî Delilleri Hakkında
Zamanda yolculuğun imkân ve İslamî delilleri hakkında ortaya koyulan bast-ı zaman ve tayy-ı mekan hadiseleri, aslında dikkat edilecek olursa zaman yolculuğu değildir.
Zaman yolculuğu demek, zamanda “ileri veya geri gitmek” demektir. Halbuki bast-ı zaman zamanın genişlenmesi yani yavaş akması demektir. Zaten tayy-ı mekan demek ise, mekan değişikliği demektir. Yani her iki durumda da zamanın dışına çıkmak diye bir durum söz konusu değildir.
Zaten bu “zamanda ileri veya geri gitmek” tabirinde sorun var. Zamanı ve akışını, fiziksel olarak maddî bir varlığı olan bir şey olarak tasavvur etmek hatalı bir yaklaşımdır kanaatimizce. Çünkü zaman dediğimiz şey fiziksel üç boyut gibi, haricî ve maddî bir varlığı olan bir dördüncü boyut değildir. Aynen maddî varlığı olmayan fakat anlamayı, ölçmeyi ve tarif etmeyi kolaylaştırmak için var kabul edilen meridyen çizgileri gibidir. Yani “maddenin hareketinin bir rengi” diye tabir edilen zaman, eşyanın bir yerden bir yere hareketiyle anlam kazanan ve tabir edilebilen bir kavramdır sadece.
Zamanın akışında maddenin hareketiyle meydana gelen olaylar zinciri esastır. Dolayısıyla zamanı bu fiziksel birliktelikten ayrı ve bağımsız tasavvur etmek ve zamana ayrı, maddî, harici bir vücud verip öyle tasavvur etmek, yani zamanı zamanın dışına çıkarıp, ondan sonra da kendimizi de onun dışına çıkarıp “bir yerinden başka bir yerine” (halbuki yok ki öyle bir yer!!!) seyahat edebileceğimizi hayal etmek, yalnızca hayalî ve zannî bir yaklaşımdır. Maddî bir gerçekliğin ifadesi olamaz.
Nasıl ki, tabiatta bir takım kanunlaşmış işleyişler var, fakat bu kanunlar var diye eşyalar öyle hareket etmiyor. O tabiat kanunlarının maddî bir vücudu yok. İtibarî ve vehmî emirler, yani gerçekte olmadığı hâlde varsayılan kavramlardır. (İtibarî emirler, dış dünyada somut varlığı olmayıp, soyut varlıkları bulunan ve var oldukları düşünülen, varlıkları zıtlarıyla veya başka şeylere nispet edilmesi ile bilinen ve ortaya çıkan işler ve oluşlardır.) Dünya etrafında oldukları var sayılan meridyen çizgileri gibi veyahut yukarı-aşağı, sağ-sol gibi birbirine göre konum alan göreceli (izafî) bir mahiyeti olan soyut hakikatlardır. Hayalî meridyen çizgileri gibi, işleyişi anlamamıza yardımcı olmak için, eşyanın hareketinin intizamlı olarak hareket etmesinin ve rastgele ve tesadüfî davranmamasının, yani bir iradeyle çalıştırılmalarının bir ifadesi ve tercümanıdır tabiattaki kanunlar. Nasıl ki, bir hâkim karar verir ve karar uygulanır. Ve verilen kararın maddî bir vücudu yoktur, kendi başına uygulama gücü de yoktur, hâkim olmasa idi, kendi kendini karara da bağlayamayacaktı! O karar, sadece hâkimin iradesinin bir ifade şeklidir, yapılmasını istediği şeylerin ortaya çıkış tarzıdır. Karar, ancak bir “hüküm”dür, “hüküm koyucu hâkim” olamaz.
Aynen böyle de, tabiattaki düzenli işleyişe verilen süslü isimler olan tabiat kanunları, eşyanın meçhul olan mahiyetini izah etmez ve edemez. Çünkü adı üstünde sadece bir kanundur, kanun koyucu olamaz, kudret olamaz.
İşte zaman da aynen böyledir, tabiat kanunlarının maddî bir gerçeklik olarak tasavvur edilmesi ne kadar yanlış ve hatalı bir yaklaşımsa, zaman ve akışını maddenin hareketinden bağımsız olarak ve maddî ve fiziksel bir gerçekliği olan bir olarak tasavvur etmek ve ona göre zamanda yolculuk kurguları yapmak da aynı şekilde hatalıdır diye düşünüyoruz.
Zaman ve madde kayıtlarının dışına çıkabilmek ve onlara tâbi olmak mecburiyetinde olmamak, ancak madde cinsinden olmayan bir varlık olmamak ile mümkün olabilir. Halbuki biz sürekli olarak maddî bir varlık olduğumuzdan, nasıl madde ve zaman kayıtlarının dışına çıkabiliriz?
Dediğimiz gibi, karıştırılan bir konu olan mekân değişikliği veya zamanın genişlenmesi, yavaş akması vs. gibi şeyler zaman yolculuğu diye tasavvur edilen hadiseden başka şeylerdir ve zaman yolculuğu da değildir, zaman yolculuğunun delilleri de değillerdir. Böyle düşünmek de hatalı bir yaklaşımdır.

9 Nisan 2026, 19:16
Önemli bir ilave not: Bu yazıyı düşünerek, dikkat ederek ve anlayarak okuyan zaman yolculuğunun (bu dünya şartlarında ve zaman ve makanın dışına çıkabilen ilahi bir kudret olmaksızın) neden mümkün olamayacağıını da anlar…
Ayrıca zamanın gerçek manada bir boyut olmadığını ve olamayacağını ve sadece tarif ve tanım için mecaz anlamda dördüncü boyut ifadesinin kullanıldığını da idrak eder…
Aynı şekilde bast-ı zaman, tayy-ı mekan vs. gibi zamanda yolculuğun İslami dellileri olarak gösterilen hadiselerin ve izafiyet teorisinde bahsi geçen meselelerin bir zaman yolculuğu niteliğinde olmadığını da fark eder. Miraç ise tamamen başka bir meseledir.
Zamanda yolculuk ve çoklu evrenler teması film ve dizilerde çok fazla işleniyor. Acaba film ve dizilerde paralel evrenlerin gerçekliği empoze edilerek verilmek istenen asıl mesaj nedir? Ve soruyoruz: Çoklu evrenler olunca ne oluyor?! Film ve dizilerde inanılmayacak kadar yoğun olarak kullanılan ve gerçekliğine inanılması empoze edilen bir kavram paralel veya çoklu evrenler. Peki bu neden yapılıyor bu kadar hararetle ve işin aslında paralel evrenlerin gerçekliği ile verilmek istenen mesaj nedir derseniz cevabı işte burada:
Burada ihtimal hesapları var. Tesadüfen bir oluşum iddia ediliyor ve bu tesadüfî oluşumu mümkün olduğu kadar kolaylaştırmak isteyen bir görüş var. Bütün teorilerini ve bulgularını buna yönlendirmeye çalışan, o yönde bir meyil gösteren, yani “Bir yaratıcının varlığını kabul etmeyelim de, neyi kabul edersek edelim” diyen bir görüş……… Güncel bir popüler bilim konusu olduğundan, “paralel evrenler” diye bilinen ve kâinatın yaratılışını inkâr etmeye çalışan düşüncenin farklı bir versiyonu olan ve “yeni ateizm” diye piyasaya çıkan ve kozmolog Stephen Hawking tarafından ortaya koyulan tezden bahsedelim. Bu tezdeki temel gaye, yaşamı barındıran bir kâinat meydana getirmek için muhtemel denemelerin sayısını ve zamanın miktarını artırmak ve dolayısıyla evrenin sözde ihtimaller dâhilinde oluşabilme olasılığını yükseltmektir. Kısaca şöyle deniliyor: “Sonsuz sayıda çoklu evren var. Öyle olunca da, birinde olmasa diğerinde hayat mutlaka meydana gelmiştir.” Bu dünyada yaptığımız ihtimal hesapları, bu kâinatın çok dışına taşıyor. Bir protein meydana getiremiyorsunuz. Bu kâinatın sahip olduğu madde parçacığı ve bütün ömründe geçen saniye sayısı, o denemeleri başarılı bir şekilde gerçekleştirmeye ve o proteini oluşturmaya yetmiyor. Dışarı gitmeniz lâzım! Çok sayıda evrene ihtiyacınız var! Her birinde o denemelerin yapılıyor olduğunu kabul etmeniz lâzım ki, bir tanesinde de “İşte! Bu hayat böyle meydana gelmiş!” diyebilesiniz. Dikkat edin, temel felsefe bu. Bunu çok basitleştirerek anlatıyoruz tabi ki. Paralel evrenler düşüncesi, ne kadar ihtimal dışı olursa olsun, her olayın bir başka paralel evrende de gerçekleşebileceği iddiasını taşır. Hâlbuki bu kâinat ve içindekiler bir sefere mahsus tesadüfen oluşmuş ve öylece kalmış olan sabit bir eşya değil ki. Her an yeniden yeniye yaratılmaya devam eden dinamik bir yapıya sahip olduğunu görmüyor muyuz? Her sene yüz binlerce insanın ölümü ve doğumu gerçekleşmekte ve her kışta yüzeysel maddî sebepleriyle birlikte ölen milyonlarca canlı, her baharda yeniden canlanmıyor mu? Görmüyor musunuz?”
Önemli Bilgilendirme Notu: Başka evrenler yoktur demiyoruz. Bu başka mesele. Sadece bir yaratıcıyı kabul etmeyince bulunduğumuz kainatın bile var olması, ihtimal hesaplarına göre matematik olarak imkansızken, işin içine bir de sonsuz sayıda paralel evreni yaratıcısız olarak kabul ettirmeye ve bu sayede yaratıcının gerekliliği fikrinden kurtulmaya çalışan fikrin, ne derece delilik derecesinde bir hezeyan ve saçmalık olduğunu tespit ediyoruz. Başka evrenlerin olabilirliği, elbette yaratıcının varlığının kabulü halinde, var olabilecek bir meseledir.
BeğenBeğen