KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı'nın Bilim Felsefesini Oluşturmaya Katkıda Bulunmayı Hedefleyen Akademik Eğitim Faaliyetleri

İslâm’ın ve Risale-i Nur’un İstikbalini Tehdit Eden İşte Esas Tehlike: İlim Üretim Faaliyetine, Düşünceye ve Akla Düşmanlık

3 Comments

İslâm’ın ve Risale-i Nur’un İstikbalini Tehdit Eden İşte Esas Tehlike:

İlim Üretim Faaliyetine, Düşünceye ve Akla Düşmanlık

Temel/Kaynak Yazı

(Lütfen “Mutlak Vekillik ve İzah Karşıtlığı” meselelerinde yazdığımız inceleme yazılarının bir arada sunulduğu yazımızın tamamını, adresleri verilen diğer yazılarla birlikte okuyun. 10 dk.lık çok önemli ve metinden farklı içeriğe sahip olan ve aşağıda adresi verilen videoyu da muhakkak izleyin. Resmin tamamını görmek için bunu yapmalısınız.)


Öncelikle yazımızın çatısını koymak istiyoruz. Daha sonra meseleyi detaylandıracağız. İşte buyrun:
 
“Risale-i Nur Herşeye Yeter” demek (yani hiç bir ilim üretim faaliyetinde bulunmadan herşeyi ondan beklemek, Kur’an medeniyetinin kendi kendine kurulup insanlığa hâkim olacağı zannı içinde oturup beklemek ve herkesi de oturup beklemeye sevk etmek) İslamiyete İhanettir!
 
Kısa Video Adresi: https://youtu.be/UnY-4kb6o9w
 
Risale-i Nur’un herşeye yetmediğini görmek de bir yeterlilik ve ufuk gerektirmektedir. Herşeyi 100 sene önce yazılmış bir eserden ve insandan beklemek acizliktir, tembelliktir ve asla gerçekçi değildir. Eğer böyle bir şey gerçekçi olsaydı herşey Kur’an ve hadisten beklenirdi, bir İslamî ilim kültür birikimi oluşmasına ihtiyaç olmazdı. Değil mi?Halbuki daha yapılması ve geliştirilmesi gereken çok ve büyük işler vardır. Bu yönde gayret gösteren kişilere destek vermemek, taraftar olmamak hatta karşı çıkıp mani olmaya çalışmak ise, tarifi mümkün olmayan bir vahim hatadır.


Yazı Takdimi ve Önemli Bir Giriş Metni:

Esas itibariyle İslamî kaidelere uygun olmayan hatalı ve gayr-ı İslâmî bir anlayışın yanlışlığını veye ilim üretimi ve taliminin gibi hem farz, hem makbul bir hizmet-i İslâmiyenin doğruluğunu ve gerekliliğini ispat için ne Risale-i Nur’dan, ne Üstad Bediüzzaman’ın veya talebelerinin hatıralarından delil getirmeye ihtiyaç yoktur ve olmaması gerekir.

Ne yazık ki İslâmiyetle tanışmadan Üstad, Risale-i Nur ve cemaatiyle tanışanlar ve 1400 yıllık İslâmî ilim-kültür birikiminden habersiz şekilde Nur dairesi içine girenler ve hatalı telkin ve yönlendirmelerle daire içine girdikten sonra da bu ciddi birikim ve ilim-irfan hazinesinden kendilerini nasipsiz bırakanlara en açık bir İslâmî kaideyi veya hatalı, gayr-ı İslâmî ve en tehlikeli bir fikrin bâtıl olduğunu gösterebilmek için mecburen bu yolla da hakikati ortaya koymaya çalışıyoruz. Çünkü muhatabınız İslâmiyet lisanını bilmiyor, yalnız Risale-i Nur dilinden anlıyor! Ama gelin görün ki onu da yanlış anladığından bu yöntemle de ikna olmuyor! Gülmenin en yüksek derecesi ağlamak; ağlamanın en yüksek mertebesi gülmektir. Biz de bu perişan hale, ancak en yüksek perdeden gülmekle karşılık veriyoruz!

Bu yazıda biz ne diyoruz? İki yaklaşımın gayr-ı islami ve İslamiyete ve Risale-i Nur’a asıl ihanet olduğunu ve İslamiyet ve Risale-i Nur’un yüksek istikbalini ciddî tehdit eden bir tehlike olduklarını ifade ve ilan ediyoruz. 1- Her türlü ilim üretim ve talim faaliyetine, Risale-i Nur’un yazılı ve sözlü izahına karşı olmak ve yasak etmek. 2- Tek bir insanın “Herşeyi, her durumda, her zaman en doğru ve isabetli olarak Üstad gibi düşünebileceğini ve yapabileceğini ve Risale-i Nur’la ilgili her konuda tek ve mutlak yetkili ve vekil olduğunu” kabul etmek. Hatta bu iki yaklaşıma sahip olmanın ve dava etmenin, bilmeyerek ve iyi niyetle de olsa neticesi ve mahiyeti itibarıyla İslamiyete ve Risale-i Nur’a ihanet olduklarını söylüyoruz.

Bu basit bir iddia mıdır? Elbette kendine, Risale-i Nur’a ve müslümanlığına saygısı olan ciddi bir nur talebesinin önce bu iddiayı ciddiye alması ve eğer bu iki yaklaşıma sahipse kendini murakebe etmesi ve iddiaları incelemesi gerekir. Doğru söylüyor olabileceğimiz ihtimaline karşı ihtiyat etmeli, dikkatle incelemeli ve gerekiyorsa ondan sonra söz söylemelidir. Hemen kendi ezberini tekrarlama basitliğine ve yüzeyselliğine düşmemesi gerekir.

Bizi peşinen suçlamadan önce ne dediğinizin farkında olmanız gerekiyor. Misal olarak Facebook’ta birisi güya Risale-i Nur’u ve Üstad Bediüzzaman’ı koruyormuşcasına ve biz de “Risale-i Nur hakkında ileri geri yani aleyhte ve ona karşı” söz sarf etmişiz gibi bizi suçlamış ve 60 saatlik Risale-i Nur Eğitim Programı inşa etmiş, 7 seneden beri geceli gündüzlü maddi-manevi fedakarlıkla çalışan bir insan değilmişiz gibi, Risale-i Nur’un rakipsizliğini ortaya koymak maksadıyla Risale-i Nur’a rakip olacak eser yazmamızı isteyerek güya bize meydan okumuş yorumunda. (“Kur’an’ın benzerini getirin!” misali. Hay allahım.) Halbuki bizim meselemiz izah karşıtlığının yanlışlığını ortaya koymaktır. Risale-i Nur’a rakip eser yazmak değil! Neresinden nasıl anlaşılmış! Okumadan, anlamadan uzun ve boş yazma kabiliyetinizi siz de göstermeye cesaret etmenizden önce böylelerini peşinen ikaz ediyoruz ve haber veriyoruz ki: Bize karşı Risale-i Nur’u ve Üstad’ı boşuna müdafaa etmeye çalışmayınız efendiler! Bu konuda emin olun bizi geçemezsiniz!

Çünkü 7 senedir hayatımızı adadığımız tek ve büyük davamız ve (bütün hizmetlerimiz, akademik çalışmalarımız ve seminer formatındaki derslerimiz ve eğitim programımızla) gerçekleştirmek istediğimiz idealimiz: Risale-i Nur’u insanlığa mal etmek ve Risale-i Nur’un içindeki Kuranî ve imanî hakikatleri ilan ve takdim etmek, tanıtmak ve okunmasını sağlamak ve en nihayetinde Risale-i Nur’a nazar-ı dikkati çekerek Risale-i Nur’u kıymetli ve ciddî, ilmî ve akademik kıymeti yüksek bir eser olarak göstererek eserlerden istifade etmeye yönlendirmekten ibarettir. Gülmekle karşılık verdiğimiz bu vahim yanlışların kasten ve bilerek yapıldığını tasavvur etmek istemiyoruz. Fakat bilirsiniz ki, davranışların neticesine niyetin tesiri ya azdır veya yoktur. Yazık ki ne yazık dersek haksızlık mı etmiş oluruz?

İslamiyete ve ilme ihanet pahasına, Üstad’ımıza ve eserlerine sadık olma iddiamız nasıl doğru ve hak bir dava ve iddia olabilir? Bu çarpık, yanlış ve gayr-ı islami fikirleri kendi fikrimiz ve taassubumuz ve özel tercihimiz olarak ifade etmeye cesaretimiz yok da, Üstadı ve eserlerini kalkan yaparak ve onların arkasına sığınarak mı yoksa bu yakışıksız fikirleri bazen hataen bazen bilmeden dile getiriyoruz? Ne dediğimizin farkında mıyız? Risale-i Nur’a odaklanmak ve onda ihtisas ve ona öncelik vermek başka konudur ve özel bir tercihtir, “Herkes bizim üstadımızı dinlesin ve okusun, başka kimse hiçbir şey söylemesin ve yazmasın, başka kimseyi de dinlemesin ve okumasın” diye bir söz ise bu ümmetin karşısına çıkılıp söylenir mi hiç? Eğer söylersek veya bu manaya gelen beyanlarda bulunursak, bu asla kabul edilemez bir hezeyan olmaz mı? Acaba böyle bir tavır, her şeyden evvel gerçekçi olmayan ve eser sahibine ve eserlerine fayda zannıyla zarar verdiren bir tavır değil midir?

(Tabiatıyla aynı mantık muhterem ve mübarek Hüsnü Bayramoğlu ağabeyimiz için de aynen geçerlidir. “Herşeyi, her durumda, her zaman en doğru ve isabetli olarak üstad gibi düşünebilen ve yapabilen ve Risale-i Nur’la ilgili her konuda tek ve mutlak yetkili ve vekil bizim abimizdir!” derseniz bu insana iyilik mi etmiş olursunuz, iyilik zannıyla çok büyük bir fenalık mı etmiş olursunuz, haydi siz kendiniz vicdanınızla cevap verin.)

Ve yine tüm bunlar kimin hatırı kırılırsa kırılsın, yalnız hakk’ın hatırı kırılmasın hassasiyetiyle nezaketle ve fakat bütün netliğiyle ifade edilmesi gereken meseleler değil midir? Çünkü İslam’ın ve ilmin temel kaidelerine uygun olmadığını düşündüğümüz bu vahim derecede hatalı düşünceler, çok doğru ve uygunlarmış gibi büyük bir serbestlikle ve rahatlıkla her ortamda ve herkese karşı ilan ve iddia ediliyor. Bu durum, hizmetimize ve Üstad’ımızın ilmî kimliğine büyük bir zarardır ve İslamiyet nokta-i nazarında asla kabul edilemez.

(Bu iddia ettiğimiz hususu, hangi gerçek alime sorarsanız sorun, tereddütsüz aynını tasdik edecektir ve “Evet, böyle sakat bir anlayış islamiyet ve ilme büyük bir ihanettir ve kesinlikle gayr-ı İslamîdir” diyecektir.)

Ey efendiler ve kardeşler ve abiler, ablalar!

Biz Risale-i Nur’un ve Üstadın haysiyet ve hukukunu koruyoruz. İlmin ve islamiyetin şeref ve haysiyetine zarar gelmesin diye çabalıyoruz. Bu arada düşünceye ve akla düşmanlık edenler karşısında, düşünceyi sözlü ve yazılı olarak ifade etme ve ilim üretme hakkınızı müdafaa ediyoruz. Eğer böyle bir hakkınız olduğuna inanıyorsanız tabi!

Bu 13 parçalık mıhlarla sağlamlaştırılmış çelik yazıyı elde edenin karşısında durulabileceğini zannetmiyoruz. Tahminimiz muhalif fikriyattakilerin sanki böyle bir yazı hiç yayınlanmamış ve yokmuşcasına sessiz kalacaklarıdır. Ama ister istemez bir kısmının ifratları kırılacaktır. Bazısının ise tuz buz olacaktır. Belki bazısının insafa geleceğini bile rahmet-i ilahiyeden ümid edebiliriz.

Bu temel yazı, ehl-i hakikate de kırılmaz, sarsılmaz bir dayanak olacak ve rehber görevi görecektir Allah’ın izniyle. Ancak olsa olsa insan suretinde tam ahmaklar ve fanatik muhakemesizler vicdansızca itiraz ederler. Onların itirazının ise böyle kuvvetli bir hakikat karşısında hiç ehemmiyeti yoktur.

Bunu da buraya çekinmeden yazmamızın sebebi, doğru bildiğimiz hakikate olan sarsılmaz itimattır. Yoksa maksadımız kimseye kavga etmek maksadıyla meydan okumak değildir. Zaten biz meseleleri her zaman fikir düzeyinde ele almaktan yanayız.

Fakat elbette bir fikir alışverisi tarzında meseleyi kardeşane mütalaa etmek ve kendi farklı kanaatini arz etmek isteyene elbette kapımız açıktır. Hem memnun oluruz. Başka türlü şekilde, kardeşlik hukukuna ve İslam ahlakına yakışmayan düşmanca tavırlara ve fanatik ezbere söylemlere ve çekişmelere ise tamamen kapalıyız. Bu manada bir iddia ve isteğimiz yoktur, böyle diyaloglara da girmeyiz. Bunu da peşinen söylüyoruz ki bu çirkin üslupta olanlar hiç zahmet edip kendilerini yormasınlar.


Risale-i Nur Bir Tohumdur, Fidedir.

Yüksek ve ihtişamlı İslam/Kuran medeniyetine giden yolda temel kaynak ve rehberdir. Ancak bu fide kendi kendine büyüyüp, gelişip koca bir ağaç haline gelmez. O tohumun sulanması ve gelişmesi gerekir.
 
Risale-i Nur’dan beslenen kabiliyetler de fidedir. Eğer siz düşünmeyi, sorgulamayı yapsa bile içinde gizlemesini isterseniz ve oluşan birikim ve istifadenin sözlü ve yazılı olarak ifade edilmesini yasaklarsanız hem bu kabiliyetlere, hem Risale-i Nur’a, hem de İslamın yüksek ve parlak istikbaline en büyük kötülüğü yapmış olursunuz.
 
Şu an itibariyle Batı medeniyetinin karşısına çıkıp alternatiflik dava edeceğimiz ne bir medeniyet kültürümüz, ne bir bilim felsefemiz mevcuttur.
 
Ve bunların oluşmasına en büyük ve birinci engel Risale-i Nur camiası içinde “kitap tarikatı”na dönüşen yapı ve zihniyettir.
 
Risale-i Nur ve Üstad, fikir ve ilim üretiminde yeni ufuklar açacak bereketli kaynaklar oldukları halde, tam tersi istikamette yani ilim kapısını ve üretimini sonuna kadar kapatan, kitleyen ve anahtarını da denize atan bir fonksiyon yüklenerek dondurulmaları, bu ümmetin ve insanlığın başına gelebilecek en büyük ve dehşetli felakettir.
 
İslam medeniyet tasavvurunun Üstad’ın bıraktığı yerden bir adım öteye taşınmasına gayret edilmeyen ve bir yaratıcının varlığını kabul eden bir bilim yaklaşımının insanlığa nasıl takdim edileceği yönünde bir arayışın olmadığı ve bu maksatla alternatif bilimsel modellerin üretilmediği ve Kur’an medeniyetine has bir bilim felsefesinin oluşturulmasına çalışılmadığı bir nur talebeliği anlayışı, tamamıyla hem İslamiyete hem de Risale-i Nur’a büyük ve asıl ihanettir. Esas sadakatsizlik de budur.
 
Elbette bu büyük bir ufuktur ve herkesten bu yönde bir üretimde bulunması beklenmez. Tabiatıyla böyle üretimler sözlü ve yazılı izah ve şerh çalışmalarının yasaklanmadığı bereketli ortamda ortaya çıkabilirler. Fakat böyle bir düşünce, tasavvur ve dahi bu yönde bir isteği,derdi ve hayali bile hiç olmayan ve kendisi katkıda bulunamasa da en azından bu yönde akademik çalışma ve üretimde bulunanlara taraftar ve destekçi olmayan bir Risale-i Nur talebesi profili, elbette ideal ve makbul bir model olarak görülemez. Öyle görülmeye ve gösterilmeye çalışılması da vahim bir hatadır.
 

Bilerek veya bilmeyerek din düşmanlarına yardımdır ve İslamiyete ihanettir.


Vekillik Meselesinden Daha Önemli Sorunumuz Yok Mu?

Birileri vekillik meselesinden daha önemli sorunumuz mu yok demiş. Aslında var evet. Ama o daha büyük sorunun kaynağına da ne acaiptir ki vekillik meselesinin deşilmesiyle ulaşılıyor.Vekillik meselesi asıl büyük ve dehşetli hastalık ve tehlikenin sadece ucudur. Belki dışa vurmuş hali ve çürük meyvesidir. Kökleri ve esas tehlikeli olan kısmı daha derindedir. Esas sorun düşünceye ve düşüncenin yazılı ve sözlü olarak ifade edilmesine karşı bir savaş açılmış olmasıdır ve güya sadakat namına bu tehlikeli zehrin ve bulaşıcı virüsün genç beyinlere zerk edilmesidir.

Mutlak Vekil Kavramı Hakkında:

(Aklen ve mantıken şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte olan bu çözümleme, Risale-i Nur’da geçen bir ifadenin hangi mana ve maksatta kullanılmış olduğunu sorgulamadan, muhakeme etmeden, İslamî kaidelerin süzgeç ve onayından geçirmeden düz mantıkla veya birilerinin anlamamızı istediği ve ezber ettirdiği manada anlamanın nasıl istenmeyen neticeleri verdiğine gayet ibretli bir misaldir.)

Bu tabir Bediüzzaman Said Nursi’nin Emirdağ Lahikası’nda geçmektedir. İfadeler Şöyledir:

“Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda, hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tâhirî, Sungur, Ceylân, Hüsnü ve bir iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum.”

Mutlak kelimesi “kayıtsız, herhangi bir çerçevesi belirlenmemiş, genel” manasında olmakla birlikte kayıt altına alınabilirliği ifade eden bir kelimedir. Fakat bu tabirle ilgili sorun, birilerinin ısrarla bu tabiri “kayıtsız şartsız, her konuda ve her durumda” manasında görmek ve göstermek istemeleridir. Haliyle böyle bir anlayış hem gayr-ı İslamî, hem de akıl dışıdır. Böyle bir anlayış, “Mutlak vekilin her dediğini sorgulamadan ve ölçüye vurmadan doğru kabul edip yapmak veya yanlış dediğini yanlış görmek ve yapma dediğini yapmamak” şeklinde bir uygulamayı beraberinde getirir.

Halbuki mutlak otorite ancak Allah ve resulüdür bunun dışında kalanların hepsi Allah ve Resulüne tabidir. Kim olursa olsun Kur’an, sünnet ve icma mizanına (alimlerin fikir birliği ölçüsüne) tabidir. Şayet kişi veya kurumlar mizana (şeriata) uygun hareket ediyorlar ise onlara uyulur, etmiyorlar ise itaat edilmezler. Bu temel bir İslamî kabuldür.

Dolayısıyla Üstad Bediüzzaman’ın “mutlak vekil” ifadesinin, Risale-i Nur’un basım ve neşir işleri ile ilgili olduğunu kabul etmek ve her dediği sorgulanmaksızın kabul edilmeye mecbur olunan otoriter bir makam manasında olduğunu reddetmek gerektiği açıktır.

Zaten mektubun kendisinden de şöyle bir çıkarım yapılabilir. Bir insanın ilmî yeterliliği üst düzeyde olan bir alime mutlak manada vekil olabilmesi ancak onun yeterliliğine sahip biri olmasıyla mümkün olabilir. Halbuki Bediüzzaman zaten mektubun başında “bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda, hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde” ifadesini kullanmakla, akla gelebilecek hatalı bir mananın kapısını kapatmıştır. İsmini verdiği talebelerin mutlak manada vekil olabilecek yeterliliğe sahip olmadıklarını “bütün talebelerin fevkinde diyerek değil” ifadesiyle bildirmiş ve bu talebelerini vekil olarak seçme sebebinin sadece yanında bulunup tarzını bilmeleri olduğunu ise “benim en yakınımda, hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde” ifadeleriyle açığa kavuşturmuştur.

Vekilliğin hangi konuya dair olduğuyla ilgili olarak da “Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler.” ifadesini kullanarak bilgi vermiştir.

Burada müzakereye açık görünen husus “hizmet tarzı” tabirinin kapsamının ne olduğudur. Birinci ihtimal, Risale-i Nur’un basım ve neşir işleri gibi sınırlı bir manayı ifade ettiğidir. İkinci ihtimal de Risale-i Nur’la ilgili her türlü hizmet ve faaliyetler ile Üstad Bediüzzaman’ın ilmî kimliğini her manada temsil yeterliliği ve yetkisini ifade ettiğidir.

Böyle bir yetkinin ancak bunu karşılayacak bir yeterlilikle mümkün olabileceği açık olduğundan, yine mektubun ilk kısmına geliyoruz. “Bütün talebelerin fevkinde diyerek değil” ifadelerinin ve herhangi bir İslamî ilim tahsili ve uzmanlığı bulunmayan bir ilk okul mezununun vekil olarak karşımızda bulunmasının birlikte göz önüne alınması; birinci ihtimali kesin olarak teyit etmekle birlikte, ikinci ihtimalin kapısını aklen ve mantıken kapatmakta ve şüpheye yer bırakmayacak derecede reddetmektedir.


Bu açıklamalardan sonra yazımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Mutlak vekillik meselesinin ne için istimal edildiğine (kullanıldığına) baktığımızda gördüğümüz (açıkça görünen) şudur: “Sizler oturun oturduğunuz yerde! Siz düşünemezsiniz ve doğrusunu akledemezsiniz! Sadık kalmak ve hain olmamak istiyorsanız bizim vekilimizin dediğini (daha doğrusu vekili kullanarak ortaya koydugumuz bizim mutaassıp ve baskıcı fikirlerlerimizi) yanlış da olsa mutlaka kabul etmeye mecbursunuz!” şeklinde ilmî istibdat için kullanılmasıdır.
 
Bununla beraber Hüsnü abide de ciddi sorun var. Yanlış yapıyor. Yanlış düşünüyor. Şahsına hürmetimizi korumakla beraber hata fikriyatını şiddetle ve kesin olarak reddediyoruz. (Her türlü yazılı ve sozlü izaha karşı çıkmasını ve adeta savaş açmasını ve bu yönde ilmî, akademik üretim yapanlar da dahil olmak üzere tamamını hain ilan edip daire dışına atmakla kalmayıp bir de ahirette perişan olacaklarını ifade etmesini kastediyoruz. Böyle bir şey İslamiyet nokta-i nazarında kabul edilemez.)
 
Ayrıca Üstadın ilmî kimliğini temsil etme kabiliyet ve kapasitesi olmayan biri olarak görüyoruz ve ne yazık ki öyle de. (Keşke öyle olmasaydı biz de kendisiyle iftihar etseydik ama değil. Bu tabi ki onun suçu değildir. Sadece böyle bir özelliği yoktur o kadar. Herkesten herşey istenmez, beklenmez. O yöne zorla sevk etmek de herkese zulümdür. İhlasla Üstadımıza talebe olması ve Risale-i Nur’la olan hizmet ve bağı sebebiyle bizim için zaten manen en üst derecelerdedir. Ancak İslamî ilim nokta-i nazarında elbette değildir.)
 
Fakat onun etrafındakilerin bazıları namert oldukları için onun üzerinden, güya Risale-i Nur ve üstadımızın üzerinden ve onlar namına (kendi adlarına dile getiremedikleri) baskıcı fikriyatlarını dikte ediyorlar Risale-i Nur cemaatimize. Mesele bu kadar açık ve nettir.
 
Diğer taraftan “imam böyle yapsa cemaat ne yapmaz ki!” misalinde olduğu gibi Hüsnü abinin o kadar vahim ve çok sayıda yanlış beyanatı var ki, işte tüm bunlar, seviyesiz aşağılık mahluklara yakışır düşüklükteki çirkin usluba ve kör taassup sahiplerine cesaret veriyor ve rahat bir hareket alanı sağlıyor. Hüsnü abinin bu noktadaki mesuliyeti çok büyüktür. Omuzundaki akrebin varlığından haberdar etmemiz elbette ona olan hürmet ve muhabbetimizle çelişmez. Belki gereğidir.
 
Biz abimizi proje dosyalarını ve çözüm önerileri paketlerini resmi makamlara takdim ederken görmek isterdik elbet. Ama herşey herkesden istenmez. Hatta kendisinin Ankara’da değerler eğitimiyle ilgilenen kişiyle görüşmemizi söylemesini bir yönden hüsn-ü zan ile karşıladık. Çünkü bu abimiz üstadımıza halisen talebe olmuş fakat tahsili yok, entellektüel ve akademik bir boyutu olan biri degil, herhangi bir konuda mesela eğitim konusunda bir uzmanlığı olan biri de değil ki. Böyle hizmetlerin ondan beklenmemesi tabidir. Belki yalnızca bu yöndeki gayretleri tebrik, takdir, teşvik etmemesi ve destek vermemesi noktasında eleştirilebilir.
 
Fakat mutlak vekil tabiriyle sanki herşeyi her yönüyle düşünebilecek ve yapabilecek kabiliyette ve yeterlilikte bir insanmış gibi bu yaşı kemale ermiş abimizi öne sürmek, (abimizin bahsi geçen durumu malum olduğu için) açıkça onun vekil sıfatını kendi emelleri için kullanmaktan başka bir nokta ve gayeyle izah edilemez. Herhalde en iyi ihtimalle iyilik zannıyla fenalık etmek ve zarar vermektir.
Fakat neticesi ve etkileri noktasında böyle bir davranış, Risale-i Nur camiamıza ve Risale-i Nur’un ve İslam’ın yüksek istikbaline yapılabilecek en büyük ihanet değil de nedir?

 
Vahim ve yanlış beyanatlar ve hatalı yaklaşımların neler olduğunu öğrenmek isteyenler aşağıdaki iki adrese müracaat etsinler:
 
1- “Biz Öyle Bir Kelime Duymadık Nurculardan!” isimli yazı:
 
 
2- “Doğu Türkistan ve Emsallerinin Kurtuluş Reçetesi” isimli yazı:
 

“Mutlak Vekillik ve İzah Karşıtlığı” meselelerinde yazdığımız diğer inceleme yazıları ve paylaşımlar:

1- “Medresetüzzehra’yı Nasıl Tasavvur Ediyorsunuz?” isimli kısa fakat çok çarpıcı ve sarsıcı soruların sorulduğu bu yazıyı okumadan geçmeyin:
 
 
2- Ayrıca “her doğruyu demek doğru değildir” diyenlere, konunun dile getirilmesinin zaruretini ve kritik önemini ortaya koyduğumuz “Umuma Faydalı Olduğunu Düşündüğümüz Cevabımız” isimli yazımız:
 
 
3- Meselenin dile getirdiğimiz kadar ciddî olduğunu ve İslama ve Risale-i Nur’a çok zararlı, arızalı, hasta ruhlu insanlar ürettiğini ortaya koyan ibretlik bir vakıa:
 
 
4- “Tamamen Hayalî ve Gerçekle Hiç İlgisi Bulunmayan Bir Hüsnü Bayramoğlu” isimli paylaşımımız:
5- “İslam’a ve Risale-i Nur’a Böyle mi İyilik ve Hizmet Ettiniz?” isimli ve “Mutlak Vekillik ve İzah Karşıtlığı”nın asla hususî ve müzakere edilmemesi gereken bir mesele olarak görülemeyeceğini ve ağzı bozuk fanatikler üreten ve İslam ilim kültür birikimine ve düşünceye düşmanlık eden çürük meyvelerini ortaya koyan kısa ve uyarıcı yazımız:

​https://www.facebook.com/ediz.sozuer/posts/10157947681874138

6- “Eski Said”in Eskimez Ruhu!” başlıklı ve Hüseyin Yılmaz hakkındaki iğrenç iftiralara karşı camiamızın sessiz kalması ve karışmaması talimatının bazı gruplarca verilmesinin vahim yanlışı ve her daim müspet hareket etmenin doğru olmadığı hakkında:
 
 
7- “Risale-i Nur’u İnsanlığa Mal Etme Çabası: İzah Çalışmaları”nın fikrî alt yapısını ortaya koyan ve müdafaa edip gerekliliklerini dava eden ve bu meseleye ciddî temas eden “Mutlak Vekillik ve İzah Karşıtlığı” meselelerini ele alan inceleme yazılarıyla istediğimiz hizmetin ne olduğunu ortaya koyan önemli paylaşımımız:
 
 
8- “Risale-i Nur’u İnsanlığa Mal Etme Çabası: İzah Çalışmaları” isimli ve “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nın fikrî alt yapısını ve eğitim yaklaşımını ortaya koyan, çarpıcı çözümlemeler ve tespitler içeren inceleme yazılarından oluşan ve alanında dünya çapında bir ilk ve emsalsiz bir çalışma olan küçük kitabımız:
 

Author: Ediz Sözüer

Ediz SÖZÜER 1974, Ankara doğumludur. Gelir İdaresi’nde Gelir Uzmanı olarak görev yapmaktadır. “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur Eğitim Programı”, yazarın ilk etapta internet ortamında ücretsiz olarak yayınlanarak daha sonra basılmış ve tüm çalışmalarının üzerine bina edildiği temel ve kaynak kitap çalışmasıdır. Deneme mahiyetinde kaleme aldığı Risale-i Nur izah metinleri ve Risalehaber sitesinde makale yazmakla başlayan yolculuğu, Risale Akademi’de sunulmaya başlanan görsel destekli ve akademik temelli “Tabiat Risalesi Açılımları Seminerleri”yle devam etti. Manevî bir ilim hazinesi olan Risale-i Nur eserleri içindeki Kur’ânî hakikatlerin insanlığa mal edilmesinde ve toplum olarak muhtaç olduğumuz zihinsel dönüşümün gerçekleşmesinde önemli bir katkıda bulunma kabiliyetinin bulunduğuna inandığı kitap çalışmasını, hep bir proje kıymetinde gördü. Tamamlanan kitap çalışmasını daha geniş kitlelere ulaştırmak için, bu çalışmanın üzerine bina edilerek hazırlanmış ve “görsel bir kitap” mahiyetindeki “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”nı iki haftada bir sürekli bir program olarak vermeye başladı. Ayrıca zaman zaman akademik eğitim faaliyetlerinde de “Medresetüzzehra Eğitim Yaklaşımı” ve “Risale-i Nur İzah Çalışmaları” hakkında sunumlar gerçekleştirdi. 2018 yılında ise Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı'nın temel/kaynak kitap çalışması, din araştırma dalında "Altın Kalem Yazarlık Ödülü"ne layık görüldü. Kitap çalışması ve eğitim programının yazılı ve görsel tüm içerikleri, notere onaylatılmış muvafakatname ile her türlü serbest kullanım, basım ve yayım hakkı tanınmasıyla; başta Risale-i Nur’a, Kur’ân’a ve İslam’a gönül vermiş herkese ve tüm insanlığa mal edilmiştir. (Muvafakatnameye ana sayfadaki "Telif Hakkı Bildirisi" isimli menüden ulaşabilirsiniz) Bu çalışmalardan haberi olanlardan ciddiyetle istediği ve Risale-i Nur’a gönül vermiş insanlara samimiyetle ifade ettiği şudur: “Kıymetsiz ve önemsiz şahsıma değil, bu çalışmalar vesilesiyle Allah’ın bir nimeti olarak harika bir şekilde ortaya çıkan hakikatlere önem veriniz ve onlara sahip çıkınız. Sizden tek istediğim budur.”

3 thoughts on “İslâm’ın ve Risale-i Nur’un İstikbalini Tehdit Eden İşte Esas Tehlike: İlim Üretim Faaliyetine, Düşünceye ve Akla Düşmanlık

  1. Pingback: “Risale-i Nur Eğitim Programı Derslerimiz ve İzah Metinlerimiz, Umumi Derslerde Risale-i Nur Yerinde Okunsun, Okunmalı” diyemez miyiz?!! | KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eği

  2. Pingback: Muhakkak Maslahat, Mevhum Mazarrata Feda Edilmez | KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

  3. Pingback: Biz Ne Sizin Aldığınız Bu Dersi, Ne de Üstadınızı Tanımıyoruz ve Reddediyoruz! | KEŞİF YOLCULUKLARI: Farklı Mana Açılımlarıyla, İzahlı ve Görsel Destekli Risale-i Nur Eğitim Programı

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.